Haber Detayı
25 Kasım 2020 - Çarşamba 11:18
 
“Kadına yönelik şiddet erkeklik algısı meselesidir”
Eğitim Sen Bingöl Şubesi Kadın Sekreterliği, kadına yönelik şiddetin bir kadın meselesi olmasının ötesinde toplumsal bir mesele olarak aynı zamanda bir erkeklik algısı meselesi olduğunu vurguladı.
GÜNDEM Haberi
“Kadına yönelik şiddet erkeklik algısı meselesidir”

Eğitim Sen Bingöl Şubesi Kadın Sekreterliği, ‘25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ dolayısıyla açıklama yaptı.

Açıklamada, Anayasal devlet nosyonu çerçevesinde liberal demokrasilerin temeli sayılan doğal haklar teorisi yaşam, özgürlük ve mülkiyet hakkını tüm insanlar için eşit sayar. Ancak ne tarihsel göstergeler ne de Türkiye Cumhuriyeti’nde günümüz sosyal medya platformlarına ve istatistiklerine yansıyanlar doğal bir hak olan yaşamanın ve özgürlüğün günümüz Türkiye’sinde kadınlar için geçerli olmadığını gözler önüne sermektedir.

Birleşmiş Milletler Kadın Komisyonu’nun dünya genelinde koronavirüs sürecinin kadına yönelik şiddete etkisine ilişkin hazırlamış olduğu raporda farklı sosyo-ekonomik düzeylerden, geleneklerden ve kültürlerden gelen pek çok kadının ve kız çocuğunun uğramış olduğu şiddetin boyutu ortaya konulmaktadır. İnsanın vücut ve ruhsal bütünlüğünün her zerresine müdahaleyi içeren şiddet kavramı, erkek egemen toplumda kadını denetim altında tutmak amacıyla sistematik bir biçimde uygulanmaktadır. Şiddet, her ne kadar genellikle fiziksel bir durum olarak algılanıyor olsa da cinsel ve psikolojik pek çok boyutu içeren yaygın insan hakları ihlali arasında yer almaktadır. Kadına ilişkin erkek şiddetinin de temelinde erkek egemen toplumdaki toplumsal cinsiyet eşitsizliği yatmaktadır” denildi.

“KADINA YÖNELİK ŞİDDET ERKEKLİK ALGISI MESELESİDİR”

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Kadına yönelik şiddet bir kadın meselesi olmasının ötesinde toplumsal bir mesele olarak aynı zamanda bir erkeklik algısı meselesidir. Bu bağlamda toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile mücadele etmeksizin kadınlara yönelik fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddetin önüne geçilmesi mümkün değildir. Bunun için de en başta insan haklarının korunmasını temel alan yasalara ve kurumsal bir devlet aygıtına ihtiyaç duyulmaktadır.”

ŞİDDETLE MÜCADELENİN TARİHÇESİ

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin tarihçesi hakkında bilgilere yer verilen açıklamada, “Tarihin mücadeleler tarihi ve bu mücadele içerisinde kadınların önemli bir yerde olduğunu bizlere bir kez daha kanıtlayan 25 Kasım 1960, Mirabel Kardeşlerin Trujillo Hükümeti’ne karşı verdikleri mücadele sonucu tecavüze uğrayarak öldürüldükleri gündür. Eşitlik, özgürlük ve insan hakları adına Mirabel Kardeşlerin vermiş oldukları mücadele, dünyada ve Türkiye’de hem insan hakları savunucuları hem de kadın hareketleri için sembol haline gelmiştir. 1999 yılında Birleşmiş Milletler, 25 Kasım’ın “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Mücadele Günü” olarak benimsenmesi kararını almıştır.

Mirabel Kardeşlerin hak mücadelesi sonucu yaşadıkları ne ilkti ne sondu. 2019 yılında 25 Kasım’ın yıldönümünde Şili’de Daniela Carrasco’nun, Xevrin Xelef’in ise Suriye’de öldürülmesi dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan iki kadının işkence ve tecavüze maruz kalarak öldürülmelerine örnektir” denildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Kadınlar, özellikle koronavirüs salgın günlerinin iyice gün yüzüne çıkarmış olduğu güvencesizlik, işsizlik ile yoksullaştırılmakta, eve ve aileye mahkûm hale getirilerek eril zihniyete ve şiddetin her türlüsüne maruz bırakılmaktadır.

Bunun en iyi göstergelerinden biri de İstanbul Sözleşmesi’nin geçerliliği ve yeterliliği üzerine yapılan sözde ahlaki tartışmaların yeniden gündeme getirilmesidir. Her gün en az üç kadının vahşice katledildiği ve bu vahşetin bizzat en yakınları tarafından yaşayan kadınların en temel insan hakkı olan yaşam hakkını savunması gereken siyasal iktidarın yaşamın bir hak olup olmadığını tartışmayı düşünmesi bile kadınlara yapılmış bir zulümdür.

Eşit ve özgür bir yaşam için mücadele eden kadınların elde ettiği haklar henüz bir asır geçmişe uzanmaktadır. Seçme-seçilme, boşanma, sosyal güvenceye sahip olma, eşit işe eşit ücret gibi en temel ekonomik, sosyal ve medeni haklar kadınların varlığının sorgulanmaya başlandığı her an ayaklar altına alınmakta; bir asırlık mücadele yok sayılmaktadır. İnsanca özgür ve erkeklerle eşit bir toplum inşa etmek için en başta toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayan eril dilin ve eylemin ortadan kalkması gerekmektedir. 2020 yılının Eylül ayında öldürülen 16 kadının 9’u evli olduğu erkek, 4’ü birlikte olduğu erkek, 3’ü ise tanıdık birisi tarafından öldürülmüştür. Kadınlar bizzat en yakınları tarafından katledilmektedir.

Emine Bulut’un kayda geçen “Ölmek İstemiyorum” haykırışına rağmen hala uygulamaya konmayan İstanbul Sözleşmesi için daha kaç gün kaç kadın ölmelidir?

İlk defa 2018 Kasım ayında yaşananları “kadın cinayeti” olarak ifade eden İçişleri Bakanlığı sorumluluğunu yerine getirmek için daha kaç kadının toplumsal cinsiyeti bahane gösterilerek şiddete maruz kalmasını ve öldürülmesini beklemektedir? Katıldığı bir televizyon programında “1 kadın bile bizim için önemli” diyen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, güvenlik güçlerinin 6284 sayılı Koruma Kanunu ve İstanbul Sözleşmesi’ni eksiksiz bir şekilde uygulaması için daha kaç kadının şüpheli ölümünü beklemektedir? Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) 2020 Ekim ayı raporuna göre, 21 kadın cinayeti işlendi. 8 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 21 kadından 12’sinin neden öldürüldüğü tespit edilemezken, 9’u boşanmak istediği, barışmayı, evlenmeyi ya da ilişkiyi reddettiği için öldürüldü. Öldürülen 21 kadının 6’sı birlikte olduğu erkek, 5’i evli olduğu erkek, 5’i tanıdık birisi, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek ve 1’i kardeşi tarafından öldürüldü.

Kadınların en çok evlerinde ve aynı evde yaşadığı erkekler tarafından öldürüldüğü istatistiki olarak da ortaya konuluyorken onların koruma talepleri kolluk kuvvetlerince dikkate alınmalı ve yasanın gereği yapılmalıdır. Kadınların özellikle de koronavirüs salgınının da bir sonucu olarak işsiz ve güvencesiz kaldığı unutulmamalıdır.

Bütün bunlar için İstanbul Sözleşmesi diyor ki:

-Kadına yönelik şiddet eylemlerinin mağdurları ile çalışan uzmanlara şiddetin önlenmesi ve tespit edilmesi, kadın erkek eşitliğini, mağdurların ihtiyaç ve haklarını ve ikincil mağduriyetin önlenmesini içeren eğitimler verilmelidir. Herhangi bir şiddet karşısında müracaatta bulunan kadının işlemler sırasında karşısına çıkan kolluk görevlisinden hâkime kadar uzanan tüm aşamalardaki kadroların bu eğitimi alması ve buna göre hareket etmesi gerekir.

-Kadın erkek eşitliğini esas alan, toplumsal klişelerden arındırılmış konuların tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata eklenmesi gerekmektedir.

-Devlet, kadına yönelik şiddetle bütüncül bir mücadele için kurumsal, mali ve eş güdümlü yapılar kurmalı; etkili, kapsamlı ve birbiriyle koordineli politikalar oluşturmalıdır.

-Devlet yetkilileri, görevlileri, devlet adına hareket eden tüm aktörler kadına karşı herhangi bir şiddet eylemine girişmekten imtina etmeliler ve toplumsal cinsiyete duyarlılık üretmeli.

Türkiye’nin böylesi önemli bir sözleşmeyi imzalamış olmasına rağmen kadına yönelik şiddet konusunda 2020 verilerine bakıldığında imzalanan sözleşmeyi hayata geçirmediği açıktır.

Hayatın her alanında eşitliği ve özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz. Biz kadınlar eril zihniyete, tüm kısıtlamalarına ve gericiliğine karşı buradaydık, buradayız ve burada olmaya devam edeceğiz.”

 

Kaynak: Editör:
Etiketler: “Kadına, yönelik, şiddet, erkeklik, algısı, meselesidir”,
Yorumlar
Haber Yazılımı