Bu yazı, 2025 Gazetecilik Başarı Ödülleri’nde emekleriyle öne çıkan gazeteciler Eylem Özen ve Hasret Dayanır’a ithaf edilmiştir.
Sokak lambalarının solgun ışığı çekilirken meskûn mahallin sakinleri henüz konuşmaya başlamamıştı.
Bekleyen bir haber vardı.
Bir kaldırım taşında henüz kurulmamış bir cümle duruyordu…
Gazetecilik burada masa başı işi değildi.
Ayakkabıya sinen tozdu.
Köy yolunda çekilen bir fotoğrafın tıkanan nefesiydi.
Yedi ilçeden merkeze uzanan gerçekleri kelimeye dönüştürme çabasıydı.
Günün ortasında verilen mola dinlenmek sayılmadı.
Gazeteci biraz durdu; duyduklarını, gördüklerini, içine çöken ağırlığı anlamaya çalıştı.
Her haber, gazetecinin omzunda taşınan başka hayatların ağır yüküydü.
Anlatılan acılar, yarım kalan cümleler, söylenemeyen korkular…
Hepsi yazanın benliğinde silinmez, sürreal bir anı olarak kaldı.
Gazeteciydi o; çoğu zaman görünmedi.
Kalabalık içinde adı anılan değildi.
Fotoğraflarda yer almadı belki ama reelin tam ortasında durandı.
Bir anne konuştu, gözleri haber oldu.
Bir işçi sustu; suskunluğundaki ezilmişlik manşete dönüştü.
Bir çocuk güldü, umuda başlık attı.
Çapakçur’un haberleri böyle duyuldu.
Arşivlerin tozlanan raflarından değil, insanların hüzünlü bakışlarından alındı.
Ödül törenlerinde alkışlar duyuldu.
Fakat kimse gece yarısı çekilen fotoğrafın soğuğunu bilmedi.
Kapısı çalınan evlerdeki mahcubiyeti, telefondaki ürkek sesi, gerçeği yazmanın çoğu zaman yalnız kalmak demek olduğunu anlamadı.
Ödül vitrine konuldu.
Emek yine arka sokakta kaldı.
Doğu Anadolu Gazeteciler Cemiyeti ile Doğu Anadolu Gazeteciler Federasyonu’nun düzenlediği 2025 Gazetecilik Başarı Ödülleri açıklandığında aklıma tam da bu geldi.
Çünkü ödül yalnızca başarıyı değil, cesareti de anlattı.
Bingöl Kent Haber Gazetesi’nin iki ayrı ödül alması tesadüf değildi.
Eylem Özen’in “Bingöl’de Uyuşturucu Meşrulaştırılıyor mu?” sorusu toplumda dalga dalga yankılandı.
Rahatsız olanlar oldu; demek ki soru yerini bulmuştu.
Gazetecilik sadece haber vermek değil, gerçeği dile getirecek soruyu sormaktı.
Hasret Dayanır’ın “Bingöl’e Verilecek İçme Suyuna Lağım Suyu Karışıyor!” haberi başka bir gerçeği gösterdi.
Gazeteciydi; anlatmadı, aynayı tuttu.
O aynaya bakmak cesaret istedi.
Görmek istemeyen çok oldu fakat gerçek yine oradaydı.
Elinde kalemi o haberleri yazarken pazarlık yapmadı.
Sevilmek için yazmadı.
Unutulmamak adına yazdı.
Biliyordu ki unutulan haberler önce şehirleri tüketir, sonra kaybolup giderdi.
Bingöl sokaklarında yürüyen her muhabir aslında zamana not düştü.
Bugünün haberi yarının hafızasına dönüştü.
Yıllar sonra bir fotoğraf karesi, bir cümle, bir manşet toplumun vicdanı diye anıldı.
Akşam oldu.
Çay soğudu.
Defter kapanmış sanıldı.
Gazeteciydi o; yeniden yola koyuldu.