BAKIŞ: YAZILARIMIN İÇİNDE DOLAŞAN BEN

Abone Ol


Artı Medyam, 12 Bingöl Mobil Gazetesi, Bingöl Çapakçur Gazetesi ve Bingöl Kent Haber Gazetesi’nde yayımlanan yazılarıma baktığımda, ilk anda göze çarpan şey yalnızca gündelik olaylara yorum getiren bir köşe yazarı profili değildir.

Genel çizgide daha belirgin bir eğilim öne çıkar: yaşadığı şehre tutunan, geçmişle bağını koparmayan ve toplumsal meselelere duyarlılığı önemseyen bir aktarıcı tavrı.

Bingöl, benim yazılarımda yalnızca bir mekân olarak kalmaz; kimliğimi besleyen bir alan olarak belirir.

Köy yaşamına, eski mahallelere ve birlikte yaşanmış insan anılarına yaptığım dönüşler bunu açık biçimde görünür kılar.

Bu dönüşler zamanla bende bir hatırlama ısrarına evrilir.

Bu ısrar, yerel kültürel hafızanın taşıyıcısı olma yönünde bir zemini güçlendirir.

Yazılarımda yer yer beliren toplumsal duyarlılık da dikkat çeker.

Özellikle “Arka Sokak: Görünmeyen Emek” başlıklı metnimde, görünmeyen emek biçimlerine dikkat çekme çabam daha belirgindir.

Bu noktada yalnızca anlatan bir kişi değil; görünmeyeni görünür kılmaya çalışan bir gözlemciye yaklaşırım.

Ancak bu tutum her metinde aynı yoğunlukta sürmez.

Zaman zaman geri plana çekilir.

Benlik sunumu açısından bakıldığında, tek bir kimlik çizgisi sabit değildir.

Yazılarım arasında dolaşan bir anlatıcı olarak var olurum.

Kimi zaman yerel bir gözlemci, kimi zaman toplumsal sorumluluk taşıyan bir yazar, kimi zaman da kültürel hafızaya yaslanan daha kişisel bir anlatıcıya dönüşürüm.

Bu geçişler keskin ayrımlarla değil, metnin iç akışı içinde kendiliğinden oluşur.

“Kara Mahmut’a Dair” ve “Sözün Değeri” gibi metinlerde geçmişe yönelim bende daha baskın hale gelir.

Çocukluk, eski komşuluk ilişkileri ve dayanışma kültürü daha duygusal bir zeminde kurulur.

Yer yer anlatıcı olarak kendimi hatırlayan özneye bırakırım.

Satırlara belirgin bir hatıra atmosferi yerleşir.

Eğitim teması ise bazı metinlerimde daha düşünsel bir çerçevede ele alınır.

“Bingöl Ovası’nda Yükselen Işık” ve “Bir Öğretmenin Ayak İzi O Ülkenin Geleceğidir” metinlerinde eğitim, bireysel gelişimin ötesine taşınarak toplumsal karşılıklarıyla birlikte düşünülür.

Buna karşılık, bazı yerlerde daha genel ifadelerin ağırlığı hissedilir.

Özellikle özlem ve aidiyet duygusunun öne çıktığı “Çok Uzakta, Çok Yakınsın” metnim bu açıdan dikkat çeker.

Burada daha içe dönük bir tona çekilirim; kişisel kimliğim daha belirgin hale gelir.

Genel tabloya baktığımda tek tip bir benlikten söz etmek zorlaşır.

Farklı bağlamlarda farklı yönlerim açığa çıkar: yerel hafızayı taşıyan bir figür, toplumsal meseleleri görünür kılan bir gözlemci ve geçmişe yaslanan duygusal bir özne.

Sonuç olarak yazılarım, yalnızca içerikleriyle değil, benim kendimi konumlandırma biçimimle de anlam kazanır.

En dikkat çekici nokta, bu konumların sabit olmaması ve yazılarımın içinde küçük kaymalarla varlığını sürdürmesidir.