Bazı meslekler vardır; zamanı, mekanı, imkânı beklemez. İnsan hayatının en hassas anında, en çaresiz yerinde ortaya çıkar. İşte ebelik de böylesine kutsal, böylesine ağır bir sorumluluğun adıdır. Bugün modern hastaneler, cihazlar, ekipler var… Ama bir de yıllar öncesi vardı. Yetmişli, seksenli yıllar… Bir makas, bir stetoskop, belki birkaç basit dinleme aleti… Ama yürek kocamandı. Cesaret sınırsızdı...
Sevgili arkadaşım, can bağlım, ona ahretliğim diye hitap ettiğim Fazilet Alimoğluda işte o yılların ebelerinden biriydi. Tıpkı o dönemin ebeleri can dostlarım; Hanaslı Kurban, Şefika Beyoğlu, Fidan ebeler gibiyokluğun içinde varlık, imkânsızlığın içinde umut olmaya çalışanlardan…
Onunla ilgili yıllar önce yaşanan, bir araya geldiğimizde hep konuştuğumuz bir anısı geldi aklıma... Bir gün, görev başında olduğu sırada bir haber gelir. Bir hâkimin öğretmen olan eşi zor durumdadır. Bebek ters gelmektedir ve bulunduğu yerde müdahale imkânı yoktur. Tek çare Diyarbakır’a sevk etmektir. Zamanla yarış başlar. Fazilet’im, sorumluluğu omuzlarına alır ve hasta ile birlikte yola çıkarlar.
Yollar uzun, imkânlar kısıtlı, risk büyüktür…
Diyarbakır’a yaklaşık 90 kilometre kala sancılar aniden şiddetlenir. Artık beklemek mümkün değildir. Fazilet’im, kararlı bir sesle “Arabayı durdurun” der. Yolun kenarı, bir anda doğumhaneye dönüşür. Ne steril bir oda vardır, ne ekipman, ne destek… Sadece bilgi, deneyim ve insan hayatına duyulan derin sevgi ve saygı.
Ve Fazilet ebem, o zorlu şartlarda doğumu gerçekleştirir.
Ama hayat her zaman mucizelerle gelmez… Bebek ölü doğar. Fazilet can direnir bebeği yaşama döndürmek için... Ve nihayetinde;kalp masajı, kendi yöntemleriyle bebeği hayata döndürmeyi başarır kahramanım. Bebişin rızkı vardır dünya da... Hakim bey şaşkınlık içindedir. Hayretle onu izlemekte ve gözlerinden dökülen yaşları engelleyememektedir...
O anın ağırlığını, o sessizliği, o çaresizliği tarif etmek mümkün değildir. Yine de Fazilet pes etmez. Sıra annenin yaşamasıdır, zira parça yapışıktır... Mesleğinin gerektirdiği soğukkanlılıkla, son ana kadar yapılması gerekeni yapmıştır. Sonrasında tekrar yola koyulurlar. Çünkü görev bitmemiştir. Çünkü sorumluluk hâlâ omuzlarındadır.Ve mutlu sona varılmıştır...
İşte ebelik böyle bir şeydir.
Sadece doğum yaptırmak değildir… Bazen bir hayatı karşılamak, bazen bir kaybın sessizliğine tanıklık etmek, ama her durumda dimdik durabilmektir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o yılların ebelerine daha iyi anlıyoruz. Yokluk içinde mucizeler yaratan, gece gündüz demeden koşan, kimi zaman bir yol kenarında, kimi zaman bir köy odasında hayatlara dokunan o fedakâr insanlar…
Fazilet canım gibi nice ebe, sadece bir meslek icra etmedi. Bir neslin kaderine dokundu. Umut oldu, güç oldu, merhamet oldu.
Bu Ebeler Haftası’nda, başta Fazilet’im olmak üzere tüm ebelerimizin ellerinden saygıyla öpüyorum. Onların emeği, cesareti ve fedakârlığı hiçbir zaman unutulmayacak. Kaybettiklerimize rahmet, hayatta olanlarımıza sağlıklı bir ömür diliyorum.
İyi ki varsınız…
Semiramis Bektaş Karaarslan