Eksilerek Okunan Bir Kış Daha

Abone Ol

Bingöl’ün karını anlatıyorum kendime; o kar, yalnızca toprağın değil, benim de dilimi çözer.

Ayazda nefesim bilenir; ciğerlerime çektiğim her hava zerresi, geçmişe açılan bir kapı gibi yüreğimi dondurur.

Geceler uzadıkça zaman ağırlaşır, sabahları bembeyaz bir suskunlukla üzerime örter.

Kar, Bingöl’de yağmakla kalmaz; iç çağrılarım ayaklanır.

Akasya dallarına tutunan kırağıyı gördüğümde, omzuma çöken yükleri düşünürüm.

Meşe gövdeleri tipinin esaretinde imgeleri saklar; tıpkı benim gibi.

Çatılardan sarkan buzlar, bana zamanın merhametsizliğini bir kez daha öğretir: Donarak kırılmadan duran hâliyle.

Bingöl bu mevsimde dar patikalarla konuşur;
adımlarım karın içinde boğulur,sesim benliğime geri döner.

Hüzün büyür; ben de onunla büyürüm.

Bir evin içine sığındığımda soba yanar; ama asıl yanan, benliğimde biriken anılardır.

Sacın üstünde kızaran ekmeğin kokusu, beni bir anda çocukluğuma çağırır.

Dumanla karışmış bir masumiyet gibi…

Elimin, yüzümün soğuktan çatladığı; ama kalbimin hâlâ sıcak olduğu zamanlara.

Camlar buğulanır; dışarıda tipi, dilimde eski bir sevda türküsü.

Kederli bir makamda döner durur adların.

Yoksunluğu masada öğrenmiştik biz;
azlık, paylaşınca çoğalırdı.

Lokmalar küçük ama anlamı büyüktü.

Dışarıda kar, bir anlığına oyuna dönüşürdü.

Avuçlarımda yuvarladığım beyazlık, sanki zamanı da yuvarlardı.

Kapının önüne bir kardan adam yapardık;
şapkası yoksa umut bulunur, düğme yerine kömür koyardık.

Yoksulluk bile bir estetik taşırdı o günlerde.

Gülüşler kısa sürerdi; soğuk sabırlıydı.

Eldivenler ıslanır, yanaklar kızarır; eve dönüş, sobanın yanına çekilen sandalyeyle tamamlanırdı.

Isınan beden değil, ruhtu aslında.

Bingöl’ün karı bütün bu sahneleri saklar.

Derelerin üstü donar; su, alttan yürümeye devam ederdi, tıpkı zaman gibi.

Geri dönmez bir iz bırakırdı ardından.

Gece çöktüğünde üç, dört çocukluk arkadaşın adı dolaşır zihnimde.

Her biri ayrı bir boşluk bırakmıştır.

Yokluk, elde olmayan şey değildir; birlikteyken anlam kazanan anların dağılmasıdır.

Acı bugünde keskinleşir; hüzün, geçmişten sızan bir soğuk gibi içimi yoklar.

Kar, bunu bana yeniden söyler.

Gidişlerin ayak izi vardır; bu izler anıya dönüşür.

İnsan, dostlarını kaybettiği gün değil; o günlerin ağırlığını omzunda taşıdığı zaman yorulur.

Hikmeti burada durur ve mâsumca susar:
Özlem bir eksilme değildir; hücrelerimde derinleşmedir.

Bugün içim sızlıyorsa, dün gerçekten yaşanmıştır.

Bingöl’ün karı bunu her yıl yeniden yazar.

Ben okurum.

Her seferinde biraz daha eksilerek.