ENKAZIN ALTINDA KALMAYAN İNSANLIK

Abone Ol

-AKUT Bingöl’ün merhum kurucusu Veysel Aksoy’a ithafla-

Ben o fotoğrafların önünde dururken yalnız görüntülere bakmadım.

Yaşanmış acıların içinden tekrar yürüdüm.

Bingöl Kent Meydanı’nda sergilenen kareler sanatsal bir sergi değildi.

Yaşanmış hatıraların, havsalamızın almakta zorlandığı gerçekleriydi.

İnsansoyunun unutmamak için tuttuğu notlardı.

Halefler, acıları kendi yaşadıklarıyla değil; seleflerinin tecrübeleriyle anlamlandırır.

Ben AKUT’u, kurtarılan nefeslerin arasında tanıdım.

10 Kasım 2002…

Beş gönüllü insan…

Karın, tipinin ve ulaşılmaz yolların ortasında bırakılmış hayatlara yetişebilmek için kurulmuş bir umut.

Adı: AKUT Bingöl.

Beş yüreğin tek yürek olduğu bir ekip gerçeği…

Hatta bir ekipten çok daha fazlası.

Bu, “başkasının hayatı için kendi konforundan vazgeçme” iradesiydi.

Ve o iradenin önünde yürüyen bir yiğit vardı:

Veysel Aksoy.

Sivil Savunma’da teknisyendi.

1999 Marmara Depremi’nde enkazlara girmişti.

Sonra doğduğu şehre döndü.

Veysel, memleketine yalnız yaşamak için değil, yaşatmak için de dönmüştü.

2002’de Bingöl AKUT’u kurdu.

Henüz altı ay geçmişti ki…

1 Mayıs 2003.

Yürüyen toprak hızını alamamış, dalgalar koşmaya başlamıştı.

Sarsıntılar, peş peşe on yedi saniye sürdü.

Yalnız evler değil; çocukluklar çöktü, gelecekler göçtü.

O gün, 1 Mayıs 2003 Bingöl Depremi’nde AKUT Bingöl ekibi, beş yürekle onlarca canı enkazdan çıkardı.

Veysel Aksoy, üç yaşındaki Gülnaz’ı beton yığınlarının arasından alıp hayata teslim etti.

Anne ve babasını kaybeden o küçük çocuk, yıllar sonra kurtarıcısıyla buluştu.

Ne acıdır ki bu, onların son görüşmesi oldu.

Aksoy, 2006 yılında mide kanserine karşı verdiği mücadeleyi kaybederek genç yaşta hayata veda etti.

Takdir-i ilahiyle bedenler ölür; her nefsin kaderi mutlakıdır.

Lakin Veysel’ler ölmez.

Onlar, kurtardıkları insanların nefeslerinde yaşamaya devam eder.

Ben o sergide yürürken şunu fark ettim:

Fotoğraflarda kahramanlar yoktu.

Sadece görevini yapan gönüllüler vardı.

Bir karede Murat Nehri kıyısı…

Boğulma vakasına koşan ekip.

Kurtarılan genç adamın söylediği şu söz kulaklarımda kaldı:

“Ben suyun içinde artık kimsenin gelmeyeceğini düşünmüştüm…

Sonra üzerinde AKUT yazılı kıyafetlileri gördüm.

O an yeniden doğduğumu anladım.”

Bir başka an…

Kışın kapanan köy yolları.

Yamaç köyünde omzu kırılan yaşlı bir adam.

Kar motoruyla taşındı.

Ambulansa bindirilirken fısıldadı:

“Evladım, siz gelmeseydiniz sabahı göremezdim.”

Bir gece Megmir Ovası…

Tipide kaybolan üç kişi.

Donmak üzereyken bulundular.

İçlerinden biri şöyle dedi:

“Biz umudu bırakmıştık… meğer AKUT bizi bırakmamış.”

Bir tren kazası…

Genç ilçesi yakınlarında raydan çıkan vagonlar.

Demir yığınlarının arasında sıkışmış yaralılar.

Kurtarılan yolcu, ağlayarak yalnız şunu söyledi:

“Benim ailem beni öldü sandı… siz beni yeniden yaşattınız.”

İşte AKUT Bingöl’ün gerçeği budur.

Yalnız deprem değildir mesele.

Bir çığ, bir kayıp vakası, bir hasta taşıma, bir boğulma anı…

Hayatın kırıldığı her yerde görünmeden duran bir insan zinciri.

Ben Bingöl sokaklarında dolaşırken,

İnönü Mahallesi’nde bir çay ocağında,

Yeşilyurt’un sessiz akşamında,

Kültür Mahallesi’nin lambaları altında şunu düşündüm:

Aslında şehirleri yapılar değil, birbirine yetişen insanlar ayakta tutuyor.

AKUT Bingöl bugüne kadar yüzlerce operasyona çıktı.

Yüzlerce cana ulaştı.

Canlı kurtarılan her insan; bir annenin, babanın,bir çocuğun yeniden nefes alması demekti.

Ve hiçbir zaman karşılık beklemediler.

Çünkü gönüllülük, görünmeyen bir ahlaktır.

Benim o fotoğraflarda okuduğum şu:

Enkaz yalnız beton ve demir yığını değildir.

Kimi zaman insanın içidir.

Veysel Aksoy’un kurduğu ekip, aslında insanın içindeki yıkıntıya da müdahale etti.

Onlar yalnız beden kurtarmadı; umudu da kurtardı.

Bugün Bingöl Kent Meydanı’ndaki o fotoğraflar bana şunu da söylüyor:

Afet, yalnız doğanın değil; hazırlıksızlığın da sonucudur.

Dayanışma ise insanlığın en büyük icadıdır.

Şimdi kendime soruyorum:

Bir gün siren sesi duyulduğunda kim koşacak?

Bir gün bir çocuk karanlıkta yardım beklediğinde kim el uzatacak?

Belki cevap çok basit:

Okuyan herkes.

Çünkü bu yazıyı okuyan herkes, bir gün bir başkasının AKUT’u olabilir.

Veysel Aksoy artık aramızda değil.

Ama Bingöl’de her kurtarma sireninde,
her kar motorunun izinde, her enkaz başında eğilen gönüllünün içinde onun sessiz adımları yürümeye devam ediyor.

Ben o sergiden ayrılırken şunu hissettim:

Bingöl hâlâ ayaktaysa, bu biraz da isimsiz kahramanların, soğuğa rağmen sıcak kalan vicdanı sayesindedir.

Kifayetsiz olan bu birkaç cümle, enkazın altında kalmayan insanlığa…

Bingöl AKUT'un fedakar yönetimi ve gönüllerine,
özellikle de AKUT Bingöl’ün rahmetli başkanı Veysel Aksoy’un hatırasına ithaf edilmiştir.