DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, meclis genel kurulunda yaptığı konuşmada, Bingöl’ün köylerinde dağların, meraların, ormanların ve su havzalarının şirketlerin faaliyet alanına dönüştürüldüğünü belirtti.
Doğaya ganimet olarak bakıldığını ifade eden Hülakü, konuşmasında şu ifadelere yer verdi; “Şimdi düşünün, bir sabah kalkıyorsunuz, köyünüzün her tarafında iş makineleri var, yine, aynı sabah çeşmeye bakıyorsunuz, sularınız bulanık akıyor, ağaçlarınız kesilmiş, her taraf talan ediliyor. Sorduğunuzda ne diyorlar? "Bu bir kalkınma hamlesidir, bu bir yatırımdır." diyorlar. Aslında biz kimi ne şekilde kalkındırdığınızı çok iyi biliyoruz. Dağlar parçalanıyor, dereler kurutuluyor, ormanlar yok ediliyor, talan politikası kalkınma kalkanıyla korunmaya çalışılıyor çünkü bu düzen doğayı bir yaşam alanı olarak görmüyor, bir meta olarak görüyor. Dağ onlar için yalnızca kazılacak bir kayadan ibaret, ormanlar yalnızca kesilecek bir ağaçtan ibaret, doğaya ise bir ganimet olarak bakılıyor.
Bugün Erzincan İliç'te yaşanan felaket hepimizin hafızasında tazedir. Bir altın madeni sahasında tonlarca kimyasal yüklü toprak kaydı, emekçiler toprağın altında kaldı, doğa geri dönülmez biçimde zarar gördü. O felaket doğayı sınırsız bir sömürü alanı olarak gören anlayışın sonucuydu ve ne yazık ki bu anlayış bugün hâlen devam ediyor.
Bakın Bingöl'e, bakın Dersim'e; dağlar birer birer ruhsatlandırılıyor, altın arama projeleri genişletiliyor, yeni sondaj alanları açılıyor, meralar, ormanlar ve su havzaları şirketlerin faaliyet alanına dönüştürülmüş durumda.
Bingöl'de birçok köyün çevresi maden ruhsatıyla çevrilmiş, insanlar kendi topraklarında yabancı gibi yaşamaya zorlanıyor çünkü bir gün bakıyorlar ki yaşadıkları yer bir şirket sahası olmuş. Dersim'de de aynı tablo devam ediyor, Munzur'un etrafındaki dağlar madencilik projeleriyle kuşatılmış durumda. Bu coğrafyalar suyun doğduğu, tarımın, hayvancılığın yapıldığı ve kültürel hafızanın yaşadığı yerlerdir ama bugün alınan kararlarla bu coğrafyalar adım adım bir kazı sahasına dönüştürülüyor; dağlar deliniyor, ormanlarımız yok ediliyor, dereler kurutuluyor sonra bütün bunların adına "kalkınma" deniliyor. Oysa "kalkınma" dediğiniz şey bir bölgenin yaşamını yok ederek kurulamaz, doğayı şirket sahasına çevirerek sürdürülebilir bir gelecek inşa edemezsiniz. Bu nedenle, dönüp kendimize sormamız gereken sorular çok açık ve nettir: Dağları delik deşik edilmiş, suları kirletilmiş bir ülke mi, yoksa doğasıyla barışık yaşayan bir ülke mi istiyoruz? Bugün verilen her ruhsat yarın bu soruların cevabını belirleyecektir.”
(Haber Merkezi)