İmzanın Ağırlığı ve Eşantiyonun Hafifliği

Abone Ol

Resmî açıklamalara bakarsanız memur maaşları artıyor. Ortalama rakamlar yükseliyor, yüzdeler havada uçuşuyor. Ama sokağa, pazara, kiralık ev ilanlarına baktığınızda başka bir gerçeklik var. On binlerce memur bugün 52 bin lira bandında bir maaşla yaşamaya çalışıyor. Kirasını ödeyemiyor, kredi kartıyla market alışverişi yapıyor, ay sonunu borçla getiriyor. Bu tabloya rağmen “ortalama maaş 90 bin liraya dayandı” denilerek gerçek hayat örtülüyor.

Bu örtmenin adı ekonomi politikası kadar, sendikal tercihtir.

Son toplu sözleşmelere baktığımızda tablo net. Maaş artışlarının tamamı, tartışmalı TÜİK enflasyon verileri esas alınarak belirlendi. Oysa aynı dönemlerde ENAG’ın açıkladığı enflasyon oranları TÜİK’in neredeyse iki katına ulaştı. Aradaki fark bir istatistik tartışması değil; memurun cebinden çıkan paradır. Yetkili sendika bu farkı bilmesine rağmen, TÜİK verilerini sözleşmenin temel dayanağı olarak kabul etti ve altına imza attı.

“Enflasyon farkı” denilen düzenleme de memuru korumadı. Çünkü fark, yine eksik ölçülmüş enflasyon üzerinden ve gecikmeli biçimde ödendi. Memur her ay eridi, sözleşme bunu sadece aylar sonra kâğıt üzerinde telafi ediyormuş gibi yaptı. Reel kayıp kalıcı hale geldi.

Daha da önemlisi, toplu sözleşmelerde refah payı yoktu. Ekonomik büyümeden, artan vergi gelirlerinden, bütçe kalemlerinden memura düşen kalıcı bir pay söz konusu olmadı. Taban maaşı güçlendirecek düzenlemeler yerine, geçici ve emekliliğe yansımayan ödemeler tercih edildi. Bu da yalnızca bugünün değil, yarının memurunu da yoksullaştıran bir imza anlamına geliyor.

Tüm bunlar olurken yetkili sendikadan güçlü bir itiraz yükselmedi. Masayı zorlayan bir tutum, kamuoyu baskısı yaratan bir mücadele hattı kurulmadı. Grev hakkının fiilen yok sayıldığı bir düzende dahi, sendikal irade sınırların dışına çıkmadı. Çıkmadığı gibi, bu sessizliğin yerini promosyon faaliyetleri aldı.

Termoslar, ajandalar, kalemler…

Oysa sendikacılık hediye dağıtma işi değildir. Sendikacılık, gerektiğinde imza atmama işidir. Yetkili sendikanın imzası, bugün memurun yaşadığı reel kaybın bir parçası haline gelmiştir. Bu gerçek konuşulmadıkça, eşantiyonlarla kurulan her temas, memurun öfkesini değil yalnızca sabrını tüketir.

Bugün sendikaların önünde açık bir sınav var. Ya imzalarının ağırlığıyla yüzleşecekler ya da promosyon sendikacılığının hafif ama etkisiz alanında kalacaklar. Termoslar soğur, ajandalar biter, kalemler kaybolur. Ama kaybolmaması gereken tek şey vardır: memurun hakkı.

Sendikacılık bunu hatırladığı gün, eşantiyonlara da ihtiyaç kalmayacak.