Yaptığı uyarının, suçlayıcı bir dil içermeyen ve deprem gerçeği karşısında birlikte çalışma çağrısı niteliğinde olduğunu belirten Akbayram, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Bingöl’de meydana gelen bir depremin ardından, tamamen iyi niyetle ve kamuoyunu bilgilendirme amacıyla, bilimsel temelli bir uyarı içeren bir paylaşım yaptım.
Bu paylaşım, herhangi bir kişi ya da kurumu hedef almayan; suçlayıcı bir dil içermeyen ve deprem gerçeği karşısında birlikte çalışma çağrısı niteliği taşıyan bir değerlendirmedir.
Ancak bu paylaşımım, İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bingöl Şubesi adına açıklama yaptığı belirtilen Ayetullah Keskin tarafından, içeriğiyle ilgisi olmayan bir biçimde hedef alınmış; şahsıma yönelik hakaret ve itibarsızlaştırma içeren ifadeler kamuoyu önünde kullanılmıştır.
Söz konusu açıklamada tarafıma yönelik olarak “yetkisi olmadığı hâlde denetim ve yargı mercii gibi davranan”, “bilimsel temelden yoksun”, “cüretsiz açıklamalar yapan” ve “bilimsel değil, istismarcı” şeklindeki ifadeler kullanılmıştır. Bu ifadeler gerçeğe aykırı ve hakaret niteliğindedir.
Paylaşımımda ne İMO Bingöl Şubesi’ne ne de herhangi bir meslek grubuna yönelik suçlayıcı, aşağılayıcı ya da yetki aşımı içeren bir ifade yer almamaktadır.
Aksine, deprem gerçeği karşısında bilimsel veriler ışığında temkinli olunması ve bu sürecin topyekûn bir iş birliği anlayışıyla yürütülmesi gerektiği vurgulanmıştır.
İlk paylaşıma konu olan değerlendirmede, İMO Bingöl Şubesi tarafından kamuoyuna yapılan açıklamalarda yer alan “2003 depreminden sonra inşa edilen binaların güvenli olduğu” şeklindeki yaklaşım ele alınmıştır.
Bu ifade bu denli kesin biçimde dile getiriliyorsa, bunun doğal sonucu olarak; söz konusu değerlendirmeye imza atılması, yani yapılan binaların deprem performansına açık biçimde kefil olunması gerektiğini ifade ettim.
Aksi hâlde, bu güvence verilemiyorsa, ilgili yapıların bilimsel ve teknik ölçütlerle yeniden incelenmesinin zorunlu olduğunu dile getirdim.
Nitekim 2023 Kahramanmaraş depremlerinde, çok çeşitli nedenlerle yeni sayılabilecek yapıların dahi yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı açıkça görülmüştür.
Bu gerçeklik karşısında, belirli bir tarih sonrasında inşa edilen yapıların koşulsuz biçimde “güvenli” olarak tanımlanması, ne bilimsel ne de teknik açıdan mümkündür. Bu durum, yalnızca yaşanan depremlerin değil, bilimin ve mühendisliğin doğasının doğal bir sonucudur.
Söz konusu değerlendirmeler, kapalı kapılar ardında değil; 15–16 Ekim 2025 tarihlerinde gerçekleştirilen Bingöl Deprem Master Planı Çalıştayı kapsamında, tüm paydaşlara açık biçimde ve bilimsel zeminde paylaşılmıştır.
Bu çalıştayda özellikle, 2023 Kahramanmaraş depremlerinde Türkiye Deprem Tehlike Haritası (TDTH) kapsamında verilen tasarım spektrumlarının bir çok noktada aşıldığı, bu durumun da yıkımların artmasında etkili olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle mesele, herhangi bir paydaşı suçlamak değil; tüm paydaşların birlikte sorumluluk almasını gerektiren yapısal bir sorun olarak ele alınmıştır.
Amacım hiçbir kişi ya da kurumu hedef almak değildir.
Elimizde bulunan kapsamlı ve güncel bilimsel veri tabanı ile bu sürece katkı sunmaya hazır olduğumuzu ve bu çalışmanın ancak birlikte, şeffaf ve yapıcı bir anlayışla yürütülmesi hâlinde anlamlı sonuçlar üretebileceğini ifade ettim.
Deprem gibi hayati bir konuda çözüm; hakaret içeren, kutuplaştırıcı ve itibarsızlaştırıcı söylemler değil, bilgiye dayalı, samimi ve ortak bir çalışma iradesidir.
Bu süreçte tarafıma yöneltilen hakaretlerin ve kullanılan üslubun kamuoyunun takdirine bırakılmasını uygun buluyorum.
Söz konusu yaklaşımın, temsil edildiği belirtilen kurumsal kimliğe ve mesleki sorumluluk anlayışına yakışmadığı açıktır.
Son olarak vurgulamak isterim ki; meslek odaları, varlık nedenleri gereği bilimsel, teknik ve etik sorumluluk taşıyan kurumlardır.
Bu kurumlar, kişisel husumetlerin veya hakaret içeren söylemlerin aracı hâline getirilemez.
Meslek odalarının kamuoyundaki güvenilirliği ve saygınlığı, ancak eleştiri il ehakareti ayırt eden, bilimsel tartışmayı kişisel saldırılardan uzak tutan bir ciddiyetle korunabilir.
Bu nedenle, bu süreçte kullanılan dil ve yaklaşımın, yalnızca bireyler açısından değil, temsil edildiği belirtilen kurumsal yapılar açısından da ciddiyetle değerlendirilmesi gerektiğini kamuoyunun takdirine bırakıyorum.”
(Haber Merkezi)





