Sağlık

Bingöllü Psikologdan Uyarı: Çocuk Susuyorsa Dikkat!

Son dönemde çocuklar ve gençler arasında artan şiddet, akran zorbalığı ve iletişim sorunları kamuoyunda endişe yaratırken, Klinik Psikolog Kemal Alimoğlu Bingöl özelinde ailelere önemli uyarılarda bulundu. Alimoğlu, çocuklardaki sessizliğin çoğu zaman gözden kaçan bir tehlike olduğuna dikkat çekti.

Abone Ol

Son dönemde çocuklar ve gençler arasında artan şiddet olayları, akran zorbalığı ve aile içi iletişim sorunları toplumda büyük bir endişe yaratıyor. Bingöl Kent Haber olarak, bu sorunların nedenlerini ve çocuklar üzerindeki etkilerini daha iyi anlayabilmek amacıyla Klinik Psikolog Kemal Alimoğlu ile bir araya geldik.

Uzun yıllardır sahada çalışan Alimoğlu, çocuklukta yaşanan duygusal ihmalin, bastırılan öfkenin ve anlaşılmama hissinin gençleri nasıl etkilediğini sade ve anlaşılır bir dille anlattı. Ailelerin sık yaptığı hatalara dikkat çeken, Bingöl özelinde önemli uyarılarda bulunan Alimoğlu, röportajımızda Kent Haber’e samimi ve içten açıklamalarda bulundu.

İŞTE RÖPORTAJDAN ÖNE ÇIKAN BAŞLIKLAR;

“ŞİDDET ARTIK MÜNFERİT DEĞİL, YAPISAL BİR SORUN HÂLİNE GELDİ”

1)Son dönemde kamuoyunu derinden sarsan olaylarda; Kadıköy’de İtalyan restoran şefinin 15 yaşındaki oğlu Mattia Ahmet Minguzzi’nin, İstanbul Güngören’de ise 17 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın bıçaklı saldırılar sonucu hayatını kaybetmesi, çocuklar ve gençler arasında şiddetin ne kadar ciddi ve tehlikeli bir boyuta ulaştığını gözler önüne serdi. Henüz ergenlik çağındaki çocukların bu denli ağır şiddet olaylarının hem faili hem de mağduru haline gelmesini psikolojik açıdan nasıl değerlendirmek gerekir? Bu tür olayların arkasında yatan temel nedenler neler olabilir ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için ailelere, eğitim kurumlarına ve topluma düşen sorumluluklar sizce nelerdir?

Son dönemde yaşanan bu acı olaylar, çocuklar ve gençler arasında şiddetin artık münferit değil, yapısal bir sorun hâline geldiğini gösteriyor. Henüz gelişim sürecini tamamlamamış bireylerin hem fail hem de mağdur konumunda olması, bizi sadece “bireysel öfke” üzerinden değil, aile, çevre, eğitim ve toplumsal yapı üzerinden düşünmeye zorluyor.

Bu tür şiddet davranışlarının arkasında; duyguları tanıyamama, öfkeyi düzenleyememe, empati gelişiminin zayıflığı, değersizlik ve görünmezlik hissi gibi psikolojik etkenler sıkça görülüyor. Aynı zamanda şiddetin normalleştiği dijital içerikler, rol model eksikliği ve duygusal ihmal de önemli risk faktörleri arasında.

Benzer acıların tekrar yaşanmaması için ailelerin çocukların duygularını bastırmak yerine anlamaya çalışması, okulların sadece ders başarısına değil duygusal gelişime de önem vermesi ve toplum olarak şiddeti küçümseyen, normalleştiren dili terk etmemiz gerekiyor.

BİNGÖL’DE AİLELERE UYARI: ÇOCUK SUSUYORSA DİKKAT

2)Akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda hangi davranış değişiklikleri görülür? Bingöl’de aileler bu belirtileri erken fark edebilmek için nelere dikkat etmeli?

Akran zorbalığı yaşayan çocuklarda genellikle içe kapanma, okula gitmek istememe, ani öfke patlamaları, öz güven kaybı ve uyku sorunları görülür. Bazı çocuklar yaşadıklarını açıkça anlatırken, bazıları sessizleşerek sinyal verir.

Bingöl’de ailelerin özellikle çocukların davranışındaki ani değişimlere, ders başarısındaki düşüşe, sosyal ortamlardan kaçınmaya ve “kendini değersiz hissettiğini” ima eden cümlelere dikkat etmesi çok önemlidir. Çocuk sustuğunda sorun bitmez, çoğu zaman asıl o zaman başlar.

“KÜÇÜK ŞEHİRLERDE ŞİDDET DAHA AZ DEĞİL!”

3)Coğrafi yapı, kültürel alışkanlıklar ve yaşanılan çevre, çocukların ve gençlerin davranışlarını doğrudan etkiliyor. İstanbul gibi büyük, kalabalık ve yaşam temposu çok hızlı olan şehirlerle; Bingöl gibi daha küçük, insanların birbirini tanıdığı ve aile bağlarının daha güçlü olduğu şehirler arasında gençlerin şiddet davranışları açısından farklar var mı? Bu iki farklı şehir yapısında şiddetin ortaya çıkış nedenleri, şiddetin biçimi ve çocuklar üzerindeki psikolojik etkileri nasıl değişiyor? Sizce yaşanılan şehir, gençlerin öfke kontrolü, akran ilişkileri ve şiddete yönelme riskini ne ölçüde etkiliyor.

Yaşanılan şehir, çocukların ve gençlerin öfke ve stresle baş etme biçimini etkiler. İstanbul gibi büyük şehirlerde şiddet daha görünür ve hızlıdır. Çünkü gençler kalabalık içinde kendilerini yalnız ve fark edilmez hissedebilir. Bu durum öfkenin ani ve kontrolsüz şekilde dışa vurulmasına yol açabilir. Bingöl gibi insanların birbirini tanıdığı şehirlerde ise gençler çoğu zaman duygularını açıkça ifade etmek yerine susmayı ve içine atmayı öğrenir.

Bingöl’de güçlü aile bağları önemli bir avantajdır ancak “ayıp olur” ve “el âlem ne der” gibi düşünceler duyguların konuşulmasını zorlaştırabilir. İfade edilemeyen öfke ve kırgınlık zamanla içe kapanma ya da ani tepkiler şeklinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle küçük şehirlerde şiddet daha az değil, daha geç fark edilir. Asıl belirleyici olan, çocukların duygularını güvenle ifade edebilecekleri alanların varlığıdır.

“ÇOCUKLAR DEĞİŞMEDİ, DÜNYA DEĞİŞTİ!”

4)Toplumda sıkça “Yeni nesil çocuklar çok farklı, hiçbir şey beğenmiyorlar” şeklinde bir algı var. Sizce yeni nesil çocuklar gerçekten farklı mı, yoksa onları yetiştiren koşullar mı değişti?

Yeni nesil çocuklar farklı değil, onları büyüten koşullar çok farklı. Daha hızlı bir dünya, daha fazla uyaran, daha az duygusal temas var. Çocuklar bugün daha fazla görüyor ama daha az anlaşılıyor.

Dolayısıyla sorun çocukların “zor” olması değil, yetişkinlerin eski yöntemlerle yeni bir dünyayı yönetmeye çalışmasıdır. Çocuklar değişmedi, dünya değişti.

“ÇOÇUKLARI BUGÜNÜN GERÇEKLİĞİ İÇİNDE ANLAMAYA ÇALIŞMAK GEREKİR”

5)Ebeveynlerin çocuklarına sıkça söylediği “Bizim zamanımızda böyle değildi” ya da “Biz böyle büyümedik” gibi kıyaslayıcı cümleler çocukların psikolojisini nasıl etkiliyor? Bu yaklaşımı doğru buluyor musunuz?

Bu yaklaşım çocuğun kendini ifade etme isteğini azaltır, iç dünyasında yalnızlık hissini artırır. Her kuşağın yükü farklıdır. Çocukları geçmişle kıyaslamak yerine bugünün gerçekliği içinde anlamaya çalışmak gerekir.

‘TAKMA KAFANA’ DEMEK SORUNU BÜYÜTÜYOR!

6)Anne ve babaların çocuklarıyla iletişim kurarken en sık yaptığı hatalar nelerdir? Özellikle Bingöl’de ailelerde karşılaştığınız ortak yanlışlar var mı?

En sık yapılan hata, çocuğu dinlemek yerine düzeltmeye çalışmaktır. Bingöl’de sık karşılaştığımız durumlardan biri de çocuğun duygusunu küçümseyen veya hızlıca bastıran yaklaşımlar.

“Abartma”, “takma kafana”, “büyüyünce geçer” gibi cümleler iyi niyetli olsa da çocuğun iç dünyasında duygusal kopukluğa yol açar.

“ÇOCUKLARIN EN TEMEL İHTİYACI, ANLAŞILDIĞINI VE GÜVENDE OLDUĞUNU HİSSETMEKTİR”

7)Bingöl’de yaşayan anne ve babalara, çocuklarını daha sağlıklı, güçlü ve bilinçli bireyler olarak yetiştirebilmeleri için vermek istediğiniz en önemli tavsiye nedir?

Çocuğunuzun davranışını değil, duygusunu merak edin. İçine kapandıklarında yanlarında olun. Çocukların en temel ihtiyacı, anlaşıldığını ve güvende olduğunu hissetmektir.

KLİNİK PSİKOLOG KEMAL ALİMOĞLU KİMDİR?

Klinik Psikolog Kemal Alimoğlu, Bingöl’de psikoloji alanında hizmet vermektedir. 5 yıllık mesleki deneyime sahip olan Alimoğlu, bireysel terapi ve yetişkin terapisi başta olmak üzere birçok ruh sağlığı alanında çalışmaktadır.

Alimoğlu, ergenler ve yetişkinlerle çalıştığını belirterek, özellikle çocukluk döneminde yaşanan deneyimlerin ergenlik ve yetişkinlikte kaygı, öfke ve ilişki sorunları olarak ortaya çıkabildiğini söyledi.

Uzun yıllar hastane ortamında görev yapan Alimoğlu, şu anda Bingöl’de sahada aktif olarak danışan gördüğünü ifade ederek, toplumsal olayların ergenler ve yetişkinler üzerindeki psikolojik etkilerini yakından gözlemlediğini dile getirdi.

Uzmanlık eğitimini Yakın Doğu Üniversitesi’nde tamamlayan Klinik Psikolog Kemal Alimoğlu, mesleki kariyeri boyunca Sağlık Bakanlığı bünyesinde 2021–2024 yılları arasında görev yapmıştır.

Çalışmalarında Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve EMDR yaklaşımlarından yararlanmakta; yüz yüze ve online psikolojik destek hizmetleri sunmaktadır.

Psikolojik destek süreçlerinde; SCL-90-R, Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Ölçeği ve çeşitli semptom tarama ölçeklerinden yararlanarak, danışanların yaşadığı zorlanmaları daha iyi anlamaya yönelik ön değerlendirmeler yapmaktadır.

ÖZEL RÖPORTAJ: EYLEM ÖZEN