Meclis genel kurulunda konuşan DEM Parti Bingöl Milletvekili Ömer Faruk Hülakü, milli parkların ve Peri Vadisi, Sarım Havzası gibi alanların korunması gerektiğini belirtti.
Doğal alanların yatırım projelerine açılmasının doğru olmadığını ifade eden Hülakü, “1971'den bu yana millî park statüsünde olan Munzur Vadisi Millî Parkı yüzlerce endemik türe ev sahipliği yapmaktadır. Buna rağmen havza genelinde çok sayıda maden ruhsatı verilmiş durumdadır. Altın ve bakır madenciliğinde kullanılan siyanürlü yöntemlerin yer altı ve yüzey sularına verdiği zarar da ortadadır. Tehdit olarak yok etmeye yeltendiğiniz alanlar yalnızca millî park statüsündeki bölgelerle sınırlı değildir” dedi.
“PERİ VADİSİ TEHDİT ALDINDA”
Tehdit altında olan yerlerden birinin de, Bingöl’ün önemli akarsularından olan Peri Vadisi olduğunu belirten Milletvekili Hülakü, “Peri Vadisi, endemik bitki örtüsü ve kültürel mirasıyla Bingöl'ün ve bölgenin en hassas ekosistemlerinden biridir ancak yıllardır baraj ve maden projeleriyle parçalanma tehdidi altındadır. Vadide yapılacak her müdahale suyun ve yaban hayatının yok edilmesi demektir; etki alanında olan tarımsal alanların, meraların yok edilmesi demektir” diye konuştu.
“SARIM HAVZASI DOĞAL KORUMA ALANI OLSUN”
Bingöl ve Diyarbakır sınırlarında bulunan Sarım Havzasının da madencilik faaliyetleri ve HES projelerinin tehdidi altında olduğunu belirten Hülaküü, şunları söyledi; “Bu havza yalnızca doğal çeşitlilik açısından değil bölge halkının geçim kaynakları, tarımsal üretimi ve su varlıkları açısından da yaşamsal öneme sahiptir. Havza bütünlüğünü bozacak her ruhsat, geri dönülmez ekolojik sonuçlar doğuracaktır.
Su kaynaklarını, mera alanlarını ve orman ekosistemini tehdit eden bu projeler "kamu yararı" adı altında meşrulaştırılamaz. Biz de Meclis Başkanlığına "Sarım havzası doğal koruma alanı olsun." diye kanun teklifi vermiştik, Peri Vadisi'nin millî park olması için yasama çalışmaları yapmıştık. Allah korumuş, sizin yaptığınız yasalarla ne su korunur ne mera korunur ne vadi korunur; sizin yasalarınızla sadece sermaye korunur, sizin yasalarınızla şirketler korunur, rantı korursunuz.”
“KORUMA ALANLARINI İŞLETMEYE AÇMAK, YENİ FELAKETLERE DAVETİYE ÇIKARMAKTIR”
Koruma alanlarının işletmeye açılmasının yanlış karar olduğunu ifade eden Hülakü, “Bugün iklim krizinin, kuraklığın ve orman yangınlarının ağır sonuçlarını yaşıyoruz. İnsan hareketliliğini artıran enerji ve altyapı projelerini korunan alanlara taşıyan bir yaklaşım, yangın riskini ve ekolojik yok oluşu büyütür. Koruma alanlarını işletmeye açmak, yeni felaketlere davetiye çıkarmaktır. Bu mesele yalnızca çevresel değil, aynı zamanda kamusal ve siyasi bir meseledir. Doğal varlıklar halkın ortak yaşam alanıdır. Bu alanların idari takdirle, rant politikalarıyla şekillendirilmesi Anayasa'ya da aykırıdır. Gerçek kamu yararı, doğayı sermayeye tahsis etmek değil gelecek kuşaklara yaşanabilir biçimde aktarmaktır. Bizler millî parkların ve vadilerin sermaye alanlarına dönüşmesine karşıyız. Doğayı işletme mantığına teslim eden bu düzenlemeye karşı çıkmak yalnızca ekolojik bir tercih değil toplumsal bir sorumluluktur. Bu nedenle, söz konusu teklifin geri çekilmesi, bilim insanlarının, meslek odalarının, ekolojik örgütlerin ve yerel halkın katılımıyla yeniden değerlendirilmesi elzemdir” diye konuştu.
“İRAN HALKI, KENDİ KADERİNİ KENDİSİ TAYİN ETMELİ”
Konuşmasında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına da değinen Hülakü, “Barış ve birliktelik yaşamda ısrarımızın yaşadığımız coğrafya içinde ne denli mühim olduğunu İran'a yönelik saldırılarda görmekteyiz. İran halklarının demokrasi ve eşitlik talebi karşılık bulmalıdır. Jina Mahsa Amini, Hüseyin Penahi ve binlerce Kürt'ü idama mahkûm eden politikaları yakından biliyoruz ama esas olan, İran'da yaşayan halkların kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmeleri ve demokrasi masasında buluşmalarıdır” dedi.
(Haber Merkezi)




