Kültür - Sanat

Bingöl’ün 351 Köyünü Adım Adım Arşivledi

Yıllar süren emekle hazırlanan Çewlîg Seyahatnamesi, 351 köyü kapsayan kapsamlı bir çalışma olarak ortaya çıktı. Bu projede Doğan Karasu, köy köy gezerek çektiği fotoğraflar ve tuttuğu notlarla Bingöl’ün hafızasını kayıt altına aldı. Bingöl Kent Haber Gazetesi’ne konuşan Doğan Karasu, kendisine yöneltilen soruları samimi ve ayrıntılı bir şekilde yanıtladı. İşte detaylar…

Abone Ol

Bazı işler vardır, sadece bir kitap olarak kalmaz; zamanla bir memleketin hafızasına dönüşür. Doğan Karasu’nun 351 köyü kapsayan Çewlîg Seyahatnamesi de uzun yıllara yayılan bir emeğin ürünü olarak ortaya çıktı. Bu çalışma, sadece sayfalardan ibaret değil; köy köy gezilerek, insanlarla konuşularak, fotoğraflar çekilerek ve notlar tutularak ortaya çıkarılmış büyük bir yolculuğun sonucudur.

Karasu, her şeyin Bingöl’ün bütün köylerini görme ve kayıt altına alma düşüncesiyle başladığını ifade etti. Emanet bir fotoğraf makinesiyle atılan ilk adımlar, fotoğrafçılık eğitimiyle derinleşti; güzergâhlar, eski evler, mezralar, dağ yolları, köy içleri tek tek kadraja girdi. Fakat asıl dönüşüm, tutulan günlüklerle yaşandı. Sahada yaşanan her diyalog, her gerilim, her misafirperverlik anı, her hayal kırıklığı satırlara döküldü. Günlükler birikti, büyüdü ve bir noktada başlı başına bir esere dönüştü. “351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesi” böyle doğdu.

Karasu için bu süreç kolay olmadı. 351 köyü iki kez gezmek, yüzlerce insanla konuşmak, bazen anlaşmak, bazen gerilmek, bazen de hiç beklenmedik tepkilerle karşılaşmak… Hepsi bu yolculuğun bir parçasıydı. Ama bütün zorluklara rağmen onu ayakta tutan şey, ne yaptığını bilmek ve bu emeğin bir gün değer göreceğine inanmak oldu.

Bu söyleşide; bu büyük çalışmanın nasıl başladığını, nasıl büyüdüğünü, sahada neler yaşandığını ve neden bu kadar kapsamlı bir projeye dönüştüğünü konuşacağız. Kısacası, bir memleketi adım adım gezerek yazılan bir hikâyenin perde arkasına birlikte bakacağız.

Bingöl Kent Haber Gazetesi’ne konuşan Doğan Karasu, kendisine yöneltilen soruları samimi ve ayrıntılı bir şekilde yanıtladı. Çalışmasının ortaya çıkış sürecinden saha deneyimlerine, karşılaştığı zorluklardan gelecek planlarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulundu.

İşte röportajın öne çıkan başlıkları…

“BU ÇALIŞMANIN BİRDEN FAZLA NEDENİ VAR VE ORTAYA ÇOKLU SONUÇLAR ÇIKTI.”

1 ) Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Sizi böyle büyük bir çalışmaya iten temel motivasyon neydi?

Evet, her çalışmanın bir hikâyesi, bir nedeni ve belki de birden fazla nedeni vardır. Ayrıca bir çalışma sadece bir sonuç da doğurmayabilir. Hatta tahmin edilen sonucun kendisi bile ortaya çıkamayabiliyor. Bu çalışmanın da birden fazla nedeni var ve çoklu sonucu oldu. Nedenleri hiyerarşik olarak dizemeyiz ama bir nedenin biraz daha ön plana çıktığını belirtebiliriz.

Bu alanda bir ilki gerçekleştirmek, tarihe kayıt düşmek, Çewlîg’in bütün coğrafyasını gezmek ve görmek, maddi kültür objelerini görmek ve kayıt altına almak, coğrafya geneline yayılan üretim ilişkilerini gözlemlemek ve bu üretim ilişkisini mevsimlere göre kayıt altına almak, yöresel benzerlikleri ve farklılıkları gözlemlemek, her köyde ve güzergahta yer alan mezralarda yaşayan insanlar ile bir hukuk geliştirmek, hayatımın formatını büyük oranda değiştirerek doğaya açılmak, şehir ile olan hukukumu sınırlandırmak, boğucu ve yıpratıcı sosyal zeminden kısmen uzaklaşmak, sürdürmekte olduğum hayatın benim için tek hayat alternatifi olmadığını pratize etmek, doğadan ve dağlardan hayatı yaşadığım yere bakmak vb. nedenler ile bu çalışmaya başladım. Kaldı ki, bu sayılan nedenlerin yanında birçok tali nedenler de vardı. Çalışma süresince bu nedenlere denk düşen ve düşmeyen çokça sonuç da elde ettim. Bu çalışmanın bir çok çıktısı oldu, başka çalışmaların yürütülmesine katkısı oldu. En önemlisi ise beni ruhsal, duygusal ve fikirsel olarak geliştirdi ve önemli oran da da korudu.

“BU ÇALIŞMA, ÇEWLÎG’İN HAFIZASI OLSUN İSTEDİM.”

İlk fikir nasıl oluştu derseniz?

İlk fikir şöyle oluştu. Fazıl Say’ın babası Ahmet Say 1960-70’lerde Bingöl merkeze bağlı Gôherîz (Çevrimpınar) köyünde öğretmenlik yapmıştı. O dönem imkanları ile birkaç fotoğraf çekmişti, çektiği fotoğraflar sosyal medyaya düşmüştü. Gerçi daha sonra bu fotoğraflardan oluşan bir ‘Fotoğraf Sergisi’ de açmıştı. Bingöllüler ile paylaştığı bu fotoğraflar Bingöllülerin çok ilgisini çekmişti. Çocuğu da meşhur olunca bu ilgi çok daha fazlaydı. O dönem çekilen bu resimler bu dönemde bu denli ilgi çekebildi ise bu dönemde çekilecek resimler de yıllar sonra benzer ilgiyi çekebilir diye düşündüm. En önemli yönü ise bütün Bingöl’ü kayıt altına alıyor oluşum olacaktı şüphesiz.

Motivasyonun çok fazla nedeni vardı. Bu nedenlerin tamamını burada saymanın yararı yoktur. Yine de bir kaçını söyleyeyim. Birincisi, bütün Çewlîg’ı arşivlemiş olacaktım. Bu vesile ile bütün Çewlîg’i görmüş olacaktım. Sonuçta benim de gezip gördüğüm yerler sınırlıydı ve bir amaç için görülen yerlerdi. Bu defaki amaç sınırlı değildi, belki de sınırlıydı ama bu sınır bütün Çewlîg coğrafyasını kapsıyordu. İkincisi, bu çalışmanın bile bildiğim kadarıyla ikinci bir örneği yoktu ve bunu ben yapmış olacaktım. Üçüncüsü, bu çalışma ile Çewlîg’i birçok yönü ile tanımış olacaktım. Ve bu çalışma sonunda Çewlîg ile ilgili söyleyecek sözüm/sözlerim olacaktı. Sadece bir örnek vereyim. Çewlîg’in bütün köylerinin esas adını ve devlet tarafından verilen isimlerini biliyorum. Yine hangi köy nerede ve nasıl bir yerleşim yeridir biliyorum. Dördüncüsü, oluşacak fotoğraf arşivimi ileride, olsam veya olmasam, araştırmacıların hizmetine sunacaktım. Beşincisi, bütün coğrafyanın mevcut halini gözlemiş olcaktım, değişimi izleme imkânım olacaktı. Altıncısı, üretimi önemserim, üretim iyidir, üreten insan benim için çok kıymetlidir. Üreten insan paylaşımı da sever ve bu gerçeği hayatımın her anında gördüm, değerini his ettim. Bolca pratiğine sahip oldum. Üreten kadın/erkek cesurdur, çömerttir, eli açıktır, yaratıcıdır, güçlüdür, söz söyleme hakkına sahiptir. Hatta üreten insana karşı kısmi bir kıskançlık olsa da kısmi bir sempati de duyulur. Başka başka…

BİR FOTOĞRAF ÇALIŞMASI, 351 KÖYÜN HİKÂYESİNE DÖNÜŞTÜ

3) Başlangıçta yalnızca bir fotoğraf arşivi olarak yola çıkan bu çalışmanız, nasıl oldu da sizi 351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesi gibi büyük bir eseri ortaya koymaya götürdü?

Bu konuya bir açıklık getirmek gerekiyor. Zira insanlar bu konuda bir zihin karışıklığı yaşıyor. Bingöl Fotoğraf Arşivi’ni oluşturmak üzere yola çıktım ve Bingöl’ün 351 köyünü arşivledim. Bunun da farklı aşamaları oldu. Ve başlangıçta ‘351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesi’ni yazma fikrim yoktu. İlk planlamada sadece 351 köyün genel görüntüsünü çekmek vardı. Hatta her köyü olabildiğince çok yönlü arşivleme amacım da yoktu. 351 köyün genel görüntüsünü ve köyün etrafını, bir de gittiğim güzergahları çekecektim.

Kaldı ki, çalışmanın önsözünde belirttiğim gibi, bunun için ne fotoğraf makinem vardı ve ne de makinayı kullanma bilgim ve tecrübem de yoktu. Emanet bir makine ile çalışmaya başladım. Ama bir süre sonra kullandığım yöntemin çok doğru olmadığını fark ettim. Doğru olmayan şey şuydu. Fotoğraf çekme bilgim yetersizdi, bu denli zaman ve emek harcayarak sadece köyün etrafını, genel görüntüsünü çekmemeliydim. O zaman ne yapmalıydım? Birincisi, fotoğrafçılık eğitimi almalıydım. İkincisi, neleri çalışacağım hususunu yeniden gözden geçirmeliydim. Ve onu yaptım.

Önce fotoğrafçılık kursuna gittim. Sonra neleri çalışacağımın sınırını belirledim ve bu sınır alabildiğince genişledi, nerede ise her şeyi kapsamaya başladı. Artık şunu yapacaktım. Gittiğim güzergahı adım adım çekecektim. Karşıma çıkan yerleşim yerinin önce etrafını, sonra genel görüntüsünü çekecektim. Daha sonra köyün içine geçip eski evleri, eşyayı, araç-gereci vb. eskiye dair ne varsa tek tek çekecektim. Sonra karşılaştığım köylülerden köy ile ilgili kısa bir bilgi derleyecektim. Zamanım yetmediğinde ve bilgiyi alabileceğim birini bulamamam durumunda ise bilgiyi sonraki dönemlerde alacaktım.

Bu netleşmeden sonra herşeye yeniden başladım. Başa döndüm anlayacağınız. Daha sonra ilginç bir şey daha oldu. Günün birinde Edip Beki adında bir arkadaş ile karşılaştım. ‘Abi sen rahat durmazsın, mutlaka birşeyler çalışıyorsun’ dedi. Çalışmamdan söz ettim. ‘Günlük tutuyor musun? Keşke günlük de tutsaydınız’ dedi. Benim için çok güzel bir öneriydi. Öneriyi doğru buldum ve günlük yazmaya başladım. Başlangıçta çok umutlu değildim. Hatta günlükleri yazıp arşive atıyordum. Günün sonunda bakarım, bir işe yarar ise değerlendiririm diyordum. Şunu da belirteyim, günlüğü yazmam yaptığım çalışmanın daha dikkatli yapılmasına neden oldu. Yaşadığım diyaloglar, kendi görüş ve tutumlarım da bir biçimde kayıt altına alınmaya başlandı.

En çok da günlükler zaman alıyordu, yoruyordu. Yaşadığım olumlu ve olumsuz enstantaneleri bir defa daha yaşıyordum. Yazdıkça birikiyordu ve devasa bir metin oluştu. Toplamda 834 sayfa. Günün sonunda bu günlükleri arşivden çıkardım, gözden geçirdim. Tarih sırasına göre sıraladım. Okudum. Aslında çok önemli bir verinin oluştuğunu, bunu da seyahatname olarak yayınlamam gerektiği fikrine sahip oldum. Çewlîg Seyahatnamesi Sadece ‘Tadımlık’ Bir Çalışmadır

“ÇEWLÎG SEYAHATNAMESİ SADECE ‘TADIMLIK’ BİR ÇALIŞMADIR”

4- 351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesi’nden ana çalışmaya geçiş süreciniz nasıl gelişti; her köy için planladığınız detaylı monografi çalışmasının ortaya çıkış fikri, yöntemi, kapsamı ve 7–8 ciltlik büyük projeye dönüşme aşamasını tüm yönleriyle anlatır mısınız?

Bir taraftan bu çalışmayı yapıyordum, diğer taraftan da başka çalışmayı yapma fikrim oluştu. Artık her köyü az çok biliyorum, her köyün detaylı bir çalışmasını nasıl yapabilirim, yapabilir miyim? Dedim kendi kendime. Üstelik bu yönlü bir çalışmayı yaparsam kendi fotoğraf arşivimin bir bölümünü de bu çalışmada kullanabilirim dedim. Her köyün monografyasını, köy ile ilgili ulaşabileceğim her bilgiye ulaşmaya çalışacaktım.

Önce yöntemi, neleri çalışacağımı belirledim. Netleştim. Daha sonra ilişkilendiğim köylüler üzerinden köyleri bir bir çalışacaktım. Ama bu defa işim daha zordu. Köyü bilenleri bulacağım, konuşmaya ikna edeceğim, gidip görüşeceğim vb. Doğrusu zor bir dönemdi, insanlar konuşmaya çekiniyordu. En devletçi, iktidar yanlısı bile konuşmaktan çekiniyordu. ‘Ya başıma bir iş gelir ise korkusu’. Ama kararlıydım ve çalışacaktım.

Çalışma çok sayıda başlıktan oluşuyordu. Bir bölümde köy ile ilgili kaynak taramasından elde edilecek bir yer alacaktı.

Diğer bölümde köyün coğrafyasına dair bilgiler. Komşu köyler, yaylalar, dağ ve yüksek yerler, dereler, çeşmeler, mıntıka ve yer isimleri, ziyaret, göl ve şelale vb. ne var ise yazılacaktı. Köy hangi lehçeyi konuşuyor ise o lehçe ile yazılacaktı.

Hangi aile hangi soyadını almıştır, nerden gelmiştir konusu çalışılacaktı. Bu çalışma hem köy için hem de köye bağlı her mezralar için olacaktı.

70 meslek sorulacaktı. O mesleklerde ön plana çıkan şahsiyetlerin önce lakapları ve sonra parantez içinde adı ve soyadı yazılacaktı.

Değirmenler ve sahipleri de aynı şekilde yazılacaktı. Bunun yanında eskiye dair ne varsa ayrıntılı biçimde not edilecekti.

Yemekler tarif edilecekti, oyunların oynanış biçimi anlatılacaktı. Mesela; bu çalışmada 120 oyun derlendi ve köylere dağıtıldı.

Her köyün yıllık yaşam döngüsü yazıldı vb.

Bütün bunlar yazılınca devasa bir metin ortaya çıktı. Takriben 7000 sayfalık bir bilgi. Ve şuan için hazırda 30.000 üstünde seçili fotoğraf arşivi var. Ortaya böyle bir çalışma çıkınca doğal olarak buna ana çalışma dedik ve muhtemelen 7-8 çiltlik bir veriden oluşacaktır.

Önce şu ‘351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesi’ni basalım istedik. ‘Tadımlık’ dedik, tadımlık dediğimiz seyahatname ise 2 cilttir ve 834 sayfadır. Ana çalışma ise devam etmektedir. İnsanlar ‘351 Köyden Oluşan Çewlîg Seyahatnamesini ana çalışma olarak biliyor, öyle değil aslında.

“FOTOĞRAFINI ÇEKTİĞİM EVİ BİR DAHA GÖREMEMEK EN ZOR ANLARDAN BİRİYDİ.”

5) 351 köy gezdiniz, yüzlerce insanla birebir temas kurdunuz. Bu süreçte sizi en çok zorlayan durum neydi? Buna rağmen sizi bu çalışmadan vazgeçiremeyen şey ne oldu?

Bir bütün olarak Bingöl’ü bilmek, bu alanda çokça söyleyecek sözü olan biri olabilmek keyif verici. Birçok insanın bunu farkında olup da bana ilişmemesi güzel. Neyi çalışmakta olduğumu biliyordum. Diyebilirim ki, ortaya çıkacak çalışmanın oluşturacağı hazza, neyi çalıştığımı biliyor olmamın keyfine diyeceğim yok. Şaşırmadım ama çokça üzücü durumlar ile karşılaştım. Bunların bir bölümü çok çok inceltilerek seyahatnemeye konu edilmiştir. Seyahatnameyi baştan sona okuyan biri bayağı diyaloğa, karşılaşmaya şahit olur.

Toplumsal çürümenin merkezden çevreye doğru yöneldiğini gördüm, şaşırtmadı. Sonuçta devlet ile en çok irtibata geçmiş çevrelerin çokça kirlendiğini, kirleneceğini biliyordum. İnsanların yaptığım çalışmayı küçümsemeleri üzdü. AFAD, yardım vb. düşünce ile yanıma gelen ve neyi çalıştığımı öğrendikten sonra küçümser bir tavır ile uzaklaşanların tavrı yıpratıcıyd.

Köyde çalışmama izin vermeyen, devleti çalışmamdan haberdar edenlerin varlığı üzdü. Zaman zaman da gerdi. Bana yabancı, yabancıya kendi adamı muamelesini yapanlar üzdü. Beni karakollar ile yüz göz edenler üzdü. Sosyolojinin omurga olarak yaşadığı değişim, çarpıklık üzdü.

Kale, kule, tarihi mezarlık, kilise vb. başlığa gelince konuşmacıların heyecanlanması ilginçti. Hatta, beni defineci olarak düşünmeleri, işbirliği teklifinde bulunmaları. Kadınların kocalarını ‘hele sor, bu adam niye gelmiş’ deyip kocalarını benim ile konuşmaya zorlamaları farklıydı.

Fotoğrafını çektiğim evi bir sonraki gidişimde görememem ilginçti, üzücüydü. İnsanların üretmemeleri, üretimsizliğin yarattığı devlete bağımlılık can sıkıcıydı.

Çok hasbi insanlar ile karşılaşmam hoştu. ‘Yemeğimi yemeden gidemezsin’ diyen köylülerin varlığı güzeldi. Yaptığım çalışmanın kıymetini anında kavrayanların varlığı hoş bir duygu yaratıyordu.

“BU ÇALIŞMAYI TAMAMEN KENDİ EMEK GÜCÜMLE YAPTIM.”

6) Oldukça yorucu ve sahadan kaynaklı zorlukları olan bir çalışma sizinki. Hiç nerden girdim bu işe dediğiniz, yarıda kesip bırakmayı düşündüğünüz oldu mu? Olduysa sizi devam edip bitirmeye motive eden ne ya da neler oldu?

Her çalışmanın zorlukları var, bu çalışmanın daha çoktu tabi. 351 köyü 2 kez çalıştım, bu köylere 2 kez gittim. Bütün çalışmayı kendi imkanlarım, emek gücüm ile yaptım. İnsanlar şehir içinde günde 3-4 taziyeye gittiğinde yorulduğunu, çok iş yaptığını söylüyor. Ben 351 köye gittim, hem de 2 defa. Zaman zaman niye rahat durmadın, başına niye bu işi açtın? Dediğim oldu. Ama bu duygu geçici bir duyguydu, yaptığım çalışmanın sonucunu görüyordum. Beni motive eden temel faktör neyi çalıştığıma dair sahibi olduğum bilgiydi.

Bir de fıtratım farklı. Bir konuyu çalışmadan çok düşünürüm, tartışırım, ölçer biçerim ve ona göre kararımı olumlu veya olumsuz olacak biçimde veririm. Bir konuyu çalışmaya karar verdikten sonra asla geri adım atmam, zamana yaymam, derhal başlarım, bitirinceye kadar da durmam. Bazen birden fazla konuyu aynı anda da çalışabiliyorum. İyi bir çalışmayı yürütüyorum motivasyonu ile çalışmaya başlıyorum. Zaman zaman motivasyon kaybı oluyor tabi. Ama çalıştığım konuyu yarılayınca motivasyonum kendi kendisini şarj ediyor yeniden. Bu duyguyu yaşamak bile hoş.

“BANA YANSIYAN BELLİ BİR ELEŞTİRİ YOK, VARSA DA BUNU BANA YANSITAN YOK!”

7) )Kitabınız yayınlandıktan sonra olumlu veya olumsuz tepkiler nasıl oldu? Beklediğiniz karşılığı gördüğünü düşünüyor musunuz?

Çalışma alanında tektir. Çewlîg’de bir örneği yoktur, hatta başka yerlerde de bir örneği yok. Belki başkaları için de bir örnek olur. Bu yönü ile çalışmamın arkasındayım. Hatta, arkamda dağ gibi duruyor, dayanağımdır. Çokça tartışılıyor, insanlar çalışmadan haberadır. Olumlu veya olumsuz bir fikre sahiptir artık. Bana yansıyan belli bir eleştiri yok, varsa da bunu bana yansıtan yok. ‘Çok emek verilmiş’ ifadesi bolca dillendiriliyor. Bir de hiçbir konuyu görmezden gelmedim, olumsuzu olumlu, olumluyu olumlu yapmadım. Esksik, yanlış bir bilgi var ise bu da benden kaynaklı değildir. Ama bu yanlışı da ben üstleniyorum. Çok dürüst davrandım, ne gördüysem, ne düşündüysem yazdım. Hatta, incelterek yazdım, daha da kabası vardı çünkü.

Kaldı ki bu bir seyahatnamedir. Bir köy ile ilgili genel bilgiler yer alır, alıyor. Köy ile ilgili ayrıntılı bilgi olmaz zaten. Evliya Çelebi’nin ‘Seyahatnamesi’inde Çewlîg ile ilgili ne kadar bilgi var ki? Ama temel kaynaklardan biri. Kaldı ki, Çewlîg Seyahatnamesi’nde her köy ile ilgili 1,5-2 sayfalık bilgi var. Ana çalışma devam ediyor, o çalışmada her köy ile ilgili 20-30 sayfa bilgi vardır.

8) Çalışmaya ilgi nasıl?

Oldukça iyi. Mevsim biraz ters oldu. Kitap basıldığında Avrupa’da yaşayanlar gitmişti, metropollerde yaşayanlar yoktu. Buradakiler ile yetindik ama metropollerde tanınmaya, Avrupa’da tanınmaya başladı. Bu iyi bir şey. Kaldı ki, kitap kendisini okutsun, tartıştırsın istiyorum.

Kalem sahibi birinin kitap ile ilgili olumlu-olumsuz bir yazı kaleme almamış olması bana biraz tuhaf geliyor. İmza günü talepleri var, biraz daha zaman lazım diyorum. Olacak zamanla. Şunu söylemeliyim: Yaptığım her çalışmayı Allah’ın bir lütfu olarak görüyorum.

DOĞAN KARASU KİMDİR?

1968 yılında Bingöl’ün Güveçli köyünde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Sarayiçi İlkokulu ve Bingöl Lisesi’nde tamamladı. Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Felsefe grubu öğretmeni olarak görev yapmaktadır.

1990 yılından bu yana çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde yazıları yayımlanmaktadır. 1996 yılından itibaren farklı sivil toplum örgütlerinde çalışmalar yürütmüştür.

Yayımlanan eserleri arasında 'Bingöl’de Sosyal ve Kültürel Yaşam', 'Bingöl Dengbêjleri', 'Düzenin Zencisi Olmak' ve 'Rencber Ezîz', 'Bingöl Maddi Kültür Envanteri' bulunmaktadır. 'Cerebnayiş' adlı Kirdkî/Kirmanckî (Zazakî) çalışmasının bu yıl basılması planlanmaktadır.

Son olarak ise 351 köyü kapsayan Çewlîg Seyahatnamesi adlı eseri yayımlanmıştır.

ÖZEL HABER : EYLEM ÖZEN