Güllü Sertkaya -

Bir park da ya da mahalle arasında çocukları izlediğinizde, ilk bakışta basit bir manzara görürsünüz: Koşan, gülen, toprağa oturan, bazen de kendi kendine konuşarak oyun kuran çocuklar… Yetişkinlerin büyük bir kısmı için bu anlar,”boş zamanın değerlendirilmesi” olarak görülür. Hatta sıkça duyduğumuz bir cümle vardır: “Yeterince oynadın, şimdi biraz da ciddi şeylerle ilgilen.”

Ancak çocuk gelişimi alanındaki çalışmalar, oyunun sanıldığı gibi bir “ boş zaman etkinliği” olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Psikanalitik kuramın önemli isimlerinden Sigmund Freud, oyunu çocuğun iç dünyasını dışa vurduğu bir alan olarak değerlendirir. Ona göre çocuk, oyun aracılığıyla bastırılmış duygularını, korkularını ve isteklerini ifade eder. Benzer şekilde Jean Piaget, oyunu bilişsel gelişimin bir parçası olarak ele alır ve çocuğun çevresini anlamlandırma sürecinde oyunun merkezi bir rolü olduğunu vurgular.

İstanbul, Bingöl ve Genç’te Faliyet Gösteren Suç Örgütüne Operasyon: 7 Tutuklama
İstanbul, Bingöl ve Genç’te Faliyet Gösteren Suç Örgütüne Operasyon: 7 Tutuklama
İçeriği Görüntüle

Sosyal öğrenme kuramıyla tanınan Albert Bandura ise çocukların davranışları gözlem ve taklit yoluyla öğrendiğini ifade eder. Bu bağlamda oyun ortamları, çocukların sosyal davranışları deneyimledikleri ve pekiştirdikleri doğal öğrenme alanlarıdır. Öte yandan Lev Vygotsky, oyunun çocuğun “ yakınsal gelişim alanını” desteklediğini, yani çocuğun tek başına yapamayacağı pek çok beceriyi oyun içinde geliştirebileceğini savunur.

Bu kuramsal çerçeveye Bingöl özelinde baktığımızda ise önemli bir avantajdan söz etmek mümkündür. Doğayla iç içe büyüyen çocuklar; toprak, taş, su gibi doğal materyallerle etkileşim kurarak hem yaratıcıklarını hem de problem çözme becerilerini geliştirme fırsatı bulurlar. Ancak son yıllarda teknolojinin de etkisiyle, Bingöl’de de çocukların oyun alışkanlıklarının değişmeye başladığı gözlemlenmektedir. Açık alan oyunlarının yerini giderek ekran temelli etkinliklerin alması, çocukların sosyal ve duygusal gelişimi açısından dikkatle ele alınması gereken bir durumdur.

Oyun; çocuğun sabretmeyi, paylaşmayı, sıra beklemeyi ve duygularını yönetmeyi öğrendiği en doğal süreçtir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde oyunun sınırlandırılması ya da “ödül” gibi sunulması, gelişimsel açıdan doğru bir yaklaşım değildir. Nitekim alan yazınında, oyun temelli öğrenmenin çocukların akademik başarılarının temelini oluşturduğu da vurgulanmaktadır.

Sonuç olarak, oyun çocuk için bir “ boş zaman” değil; aksine gelişin en yoğun, en anlamlı ve en öğretici zamanıdır. Belki de asıl sorgulanması gereken, çocukların oyununu gereksiz gören bakış açımızdır. Çünkü bir çocuk oyun oynarken sadece eğlenmez; düşünür, hisseder, öğrenir ve gelecekti kimliğini inşa eder.

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma dersi kapsamında Dr.Öğr. Üyesi Gülçin Bilgener rehberliğinde hazırlanmıştır.

KAYNAKÇA

Sigmund Freud (1908). Creative Writers and Daydreaming.

Jean Piaget (1962). Play, Dreams and Imitation in Childhood.

Albert Bandura(1977). Social Learning Theory.

Lev Vygotsky(1978). Mind in Society

Berk, L.(2013). Child Development.