Köyüm köyüm, güzel köyüm!
Bingöl Düzyayla (Goran) Köyü’nde yaklaşık 100 hektarlık bir taş ocağı mevzusu dönüyor ki… Vallahi insanın aklıyla dalga geçer misali. Hani derler ya, “Bir yeri koruyorsan dibine dinamit koymazsın!” diye… İşte öyle bir durum.
ÇED raporuna bakıyorum: Orman alanı var, dereleri besliyor, bölgenin suyunu sağlıyor. Ne yapıyoruz biz bu ormana?
— Taş ocağı açıyoruz.
Orman alanıyla da yetinmiyor köylünün arsası ve tarlasını da ruhsat alanı kapsamına alıyoruz. Ee tabi fazla mal göz çıkarmaz.
Ruhsat alanındaki dereleri ne yapıyoruz?
— Koruma planına alıyoruz.
Hah! Tam bir Anadolu mantığı: “Hem kırarım hem severim.”
Biraz daha yakından tanısak mı bu köyü ne dersiniz? Evet dediğinizi duyar gibiyim o zaman sizlerle köyümün yaylalarında kısa bir gezintiye çıkalım.
Tarım var mı? Var.
Hayvancılık var mı? Var.
Bal üretimi var mı? E, dünyanın en doğal balı bu coğrafyada…
Peki Sahada Taş Ocağı kurmak isteyen şirket ne diyor?
— “Bu sefer de bırakın onlar bir kenarda dursun, biz biraz gürültü, biraz toz, biraz da patlayıcı katalım.”
Sanki köyün merası turistik roket fırlatma üssüymüş gibi…
ÇED raporunu hazırlayan firma ne diyor?
— “Açık ocak olsun.”
Kapalı sistem pahalı tabi kim yanaşır?
E tabii, maliyet artmasın diye tozu bedavaya köye ve köylüye dağıtmak daha mantıklı (!)
Açık ocak olduğu için toz, duman, gürültü… Soluyan hasta, hayvan hasta, arı hasta. Bir tek toz bulutu keyifli; o da gökyüzünde salınıyor.
En komiği ne biliyor musunuz?
“Patlayıcılar kontrollü kullanılacak” deniyor.
E tabii… Depreme uğramış memleketim bir de kontrollü patlamaları bekliyordu.
Yerleşim yerine yaklaşık 600 metre mesafe var diye de içleri rahat…
Sanki tozun, dumanın, patlama sesinin “600 metre tabelası görünce durduğunu” zannediyorlar.
Tarım alanları mı? Su kaynakları mı?
Onlar da “açık sistemin yan etkilerine” ücretsiz abone olmuş oluyor işte…
Ne güzel çevre politikası ama değil mi?
Ucuz olsun diye sağlığa, toprağa, suya “pahalı zararlar” vermeyi göze almak da ayrı bir mühendislik harikası!
Üstüne bir de “tarihi kalıntılar olabilir.” Olabilir ama ne oluyor?
— “Dur bakalım önce bir kazalım da, varsa kalıntı, kalıntı kalmasın.”
E bravo! Bulduğumuzu tescillemeden yok etme yöntemi… UNESCO bu vizyonu görse ödül verir vallahi.
Sevgili dostlar,
Doğayı sevmek bazen sadece “bırak olduğu gibi kalsın” demektir. Hele ki Düzyayla gibi suyu, toprağı, ağacıyla yaşayan bir yerden bahsediyorsak…
Ben diyorum ki:
Bir kez daha düşünelim… Yaşamak mı istiyoruz, yoksa toz bulutuna ömür mü biçiyoruz?
Herkesi sağduyuya, duyarlılığa ve biraz da mantığa davet ediyorum.
— Mimar Adem Arden
“Taş Ocağı mı? Orman mı? Su mu? Hadi Gelin Birlikte Mantık Arayalım!”
Mimar Adem Arden yazıyor…
Bunlar da ilginizi çekebilir