TMMOB Bingöl İKK Sekreteri Canfidal Boldaş ile birlikte Ziraat Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Ramazan Çetkin, Jeoloji Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Mehmet Alban, İnşaat Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Ayetullah Keskin, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Yasin Cengiz ve Elektrik Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Mustafa Küçüköner, Merkez’e bağlı Kültür Mahallesi, İnali Mahallesi ve Güveçli Köyü sınırları içerisinde yer alan 238 hektarlık birinci sınıf sulu tarım arazisinin imara açılmasına karşı basın açıklaması yaptı.

Basın açıklamasında söz alan temsilciler, söz konusu alanın birinci sınıf sulu tarım arazisi olduğuna dikkat çekerek, imara açılmasının hem tarımsal üretimi hem de kentin ekolojik dengesini olumsuz etkileyeceğini ifade etti. Açıklamada, bu nitelikteki tarım alanlarının korunmasının anayasal ve yasal bir zorunluluk olduğuna vurgu yapıldı.

TMMOB Bingöl İKK Sekreteri Canfidal Boldaş, basın açıklamasında imar kararının hangi amaçla gündeme geldiğini şu sözlerle ifade etti:

“Bugün burada, Merkez ilçeye bağlı Kültür Mahallesi, İnali Mahallesi ve Güveçli Köyü sınırları içerisinde kalan 238 hektarlık birinci sınıf sulu tarım arazisinin imara açılması ile ilgili basın açıklaması yapmak üzere toplanmış bulunuyoruz. Dediğimiz gibi, 238 hektarlık bu alan birinci sınıf sulu tarım arazisidir ve imara açılmaktadır. Söz konusu karar belediye meclisinden de geçmiştir. Bu alanla ilgili ilave imar çalışmasının aslında son birkaç yıldır yürütüldüğünü biliyoruz. Yine bu süreçte, Tarım İl Müdürlüğü’nün 26.05.2025 tarihinde, söz konusu alanın mutlak tarım arazisi olması sebebiyle ret kararı verdiği bilgisi de tarafımızca bilinmektedir.”

Devlet Su İşleri’nin süreçteki rolüne dikkat çeken, sulama altyapısı bulunan bir alan için verilen uygun görüşün hangi kriterlere dayandığının açıklanması gerektiğini ifade eden Boldaş:

“Ayrıca konuyla ilgili diğer bir kurum olan Devlet Su İşleri İdaresi’nin, söz konusu alanda açık sulama kanalı bulunduğunu, bu açık sulama kanalının üst tarafında ise kapalı sulama sisteminin projelendirme aşamasında olduğunu da biliyoruz. Devlet Su İşleri’nin, açık sulama kanalı bulunan ya da kapalı sulama sisteminin projelendirme aşamasında olduğu bir alanın imara açılmasına hangi kriterlere göre uygun görüş verdiğini merak ediyoruz.”

Boldaş, Tarım İl Müdürlüğü’nün ret kararına rağmen sürecin ilerletildiğini şu sözlerle belirtti:

“Tarım Müdürlüğü’nün ret yazısının bir engel olarak görülüp, bu engelin baypas edilerek sürecin işletildiğini biliyoruz. Nitekim bu alanın imara açılmasıyla ilgili kamu yararı kararı alınmıştır. Ancak bu çalışmanın kamu yararına mı yoksa kamu zararına mı olduğu hususunu da bu açıklamayla birlikte kamuoyuyla tartışmak istiyoruz. Söz konusu alanın neden imara açılmaması gerektiğine dair iki temel hususu vurgulamak isteriz. Bu kentin bir gerçekliği vardır: Bingöl’ün en önemli geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Dolayısıyla Bingöl Ovası’nın büyük bir kısmını oluşturan ve birinci sınıf sulu tarım arazisi olan bu alanın imara açılması, sürdürülebilir tarımsal üretimi sekteye uğratacak, aynı zamanda hayvancılık faaliyetlerini de durma noktasına getirecektir.”

Deprem riski açısından ciddi sakıncalar bulunduğunu ifade eden Boldaş, yapılaşmanın yönüne ilişkin eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Bunun dışında bir diğer önemli husus da şudur: Birinci dereceden deprem bölgesi olan yerlerde genellikle kentleşme ve yapılaşma sert zeminlere doğru kaydırılırken, Bingöl gibi birinci dereceden deprem bölgesinde neden özellikle yumuşak ve gevşek zeminlerin tercih edildiği ayrı bir muammadır. Kamu yararı kararı alındığı ifade edilmektedir. Ancak tarım ve hayvancılık açısından değerlendirildiğinde, sürdürülebilir tarımsal üretimin ve hayvancılığın durma noktasına geleceği açıkken, burada nasıl bir kamu yararı olduğu gerçekten sorgulanmalıdır. Öte yandan, yumuşak ve gevşek zeminde yapılacak bir yapılaşmada, zemin iyileştirme verileri ve yapı üretim teknolojilerinin değişmesi gerekeceği bilinmektedir. Bu durum da yapı maliyetlerinin artmasına sebep olacaktır. Bu noktada kamu yararının nerede ve hangi kriterlere göre tanımlandığını gerçekten merak ediyoruz.

Bazı hususları da TMMOB Bingöl İl Koordinasyon Kurulu olarak açıklığa kavuşturmak istiyoruz. TMMOB’un halkı yanıltmaya yönelik söylemlerde bulunduğu yönünde iddialar olduğunu biliyoruz. TMMOB hiçbir zaman halkı yanıltmamış, bozgunculuk yapmamış; her zaman bu kent, bu halk ve bu doğa için bilim ve tekniği esas alarak, referanslara dayalı çalışmalar yürütmüştür. 2021 yılında TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası’nın Bingöl ile ilgili yayımladığı ‘Deprem Kenti Bingöl’ başlıklı bir rapor bulunmaktadır. Bu raporun sonuç bölümünde, Bingöl’ün depreme hazırlanması sürecinde mikro bölgeleme çalışmalarının yapılması gerektiği açıkça ifade edilmektedir. İlave imar planına karşı duruşumuzun bu raporla çeliştiği yönündeki iddiaları kabul etmiyoruz. Aksine, söz konusu raporun arkasındayız ve güvenilir bir rapor olduğunu düşünüyoruz.

Ancak burada yapılan mikro bölgeleme çalışmasının ne kadar güvenilir olduğu konusunda ciddi kuşkularımız bulunmaktadır. Jeoloji Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilciliği’nden bir arkadaşımız, söz konusu mikro bölgeleme çalışmasını incelemiş ve tekniğe aykırı birçok husus tespit etmiştir. Bunları da önümüzdeki süreçte Bingöl kamuoyuyla paylaşacağız.

Örneğin raporda, 270 noktada sondaj çalışması yapıldığı ifade edilmektedir. Ancak rapor içerisinde yalnızca 3–4 sondajın fotoğrafları bulunmaktadır. Geriye kalan 266 sondajın gerçekten yapıldığını nasıl bileceğiz? Bu mikro bölgeleme çalışmasının denetimi ve kontrolü kim tarafından yapılmıştır? Bu konularda da ciddi sorunlar bulunmaktadır. TMMOB, hiçbir baskı ve yönlendirme altında kalmadan, bilimi, tekniği ve referansları esas alan tek sivil teknik dinamiktir. Bu ilkemizden de kimse bizi geri döndüremez.”

Arazi sahiplerinden gelen geri dönüşlere de değinen Boldaş, şu ifadeleri kullandı:

“Basın açıklamamızdan önce yaptığımız yazılı açıklamanın ardından, söz konusu bölgedeki tarla sahiplerinden de geri dönüşler aldık. Kararımızı ve itirazımızı destekleyen arsa sahipleri olduğu gibi, bu imar çalışmasına karşı duruşumuzu eleştirenler de oldu. Bizimle bu konuda ortaklaşan arsa sahiplerine teşekkür ediyoruz.

Bizi eleştirenlere ise şunu ifade etmek isteriz: Sürdürülebilir tarımsal üretimden, yumuşak ve gevşek zeminde daha maliyetli yapıların ortaya çıkacağından bahsediyoruz. Daha yaşanabilir bir Bingöl’ü gelecek nesillere bırakmak varken, iki-üç daire uğruna bu alanların heba edilmemesi gerektiğini özellikle vurguluyoruz.

Hukuki sürece de işaret eden Boldaş, şu açıklamada bulundu:

“Yanlış uygulamaların üzerine yeni yanlışlar eklenirse, bu kentte kayıplar kaçınılmaz olur. Söz konusu imar planının belediye meclisinden geçtiğini basından takip ettik. Projelendirme aşamasından sonra askıya çıkacaktır. Bu süreçte, TMMOB Bingöl İl Koordinasyon Kurulu olarak hukuki süreci başlatmayı düşündüğümüzü de kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Son olarak açık bir çağrıda bulunan Boldaş, kamuoyuna seslendi:

“Bu konuda gelişen tepkilere ilgili idarenin kulak vermesini ve bu yanlış karardan, yanlış uygulamadan, yanlış çalışmadan dönmesini rica ediyoruz. Ancak bu imar çalışmasının yerindeliğini ve doğruluğunu hâlâ savunuyorlarsa, şuna da varız biz: Halka ve basına açık bir platformda neden açılması gerektiğini ilgili idare anlatsın, neden açılmaması gerektiğini de biz anlatalım. Karar tüm kamuoyuna kalsın. Aradaki muhakemeyi kamuoyu yapsın ve ifade edilen iki durumun kıyasından en doğru sonuca kamuoyu varsın; bunu da bir öneri olarak ilgili kuruma sunsun.”

Ziraat Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Ramazan Çetkin, birinci sınıf tarım arazilerinin imara açılmasına sert tepki göstererek, toprağın geri dönüşü olmayan bir değer olduğuna dikkat çekti:

“Evet, bilinen bir gerçek var: Toprağın geri dönüşü yoktur. Birinci sınıf toprağın oluşması için yüz yıllara ihtiyaç vardır. Türkiye yeniden ciddi bir saldırı altındadır. Üretimin ne kadar değerli olduğunu, savaşta olan ülkelerin bile ithalata yönelmesinden anlayabiliyoruz. Bu yüzden diyoruz ki dışa bağımlı kalmayalım. Diğer ülkelerden, maliyetinin çok daha üzerine çıkarak ürün temin etmek yerine, kendi ülkemizde kendi topraklarımızda üretime devam edelim.

Tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağımızdır. Bunun daha iyi nasıl geliştirileceği, nasıl artırılacağı konusunda dertliyiz. Belediyemizin ‘kamu yararı’ adı altında birinci sınıf tarım arazilerini imara açması bizi derinden yaralamıştır. Söz konusu arazilerde bugüne kadar üretimler yapılmıştır, hasatlar alınmıştır. Bunlar bir kez yok olursa devam ettirilemeyecektir.

İnsanların yaşamlarını sürdürebilmesi için tarım ve hayvancılık olmazsa olmazdır. Bunun yerini yapay ürünlerle dolduramayız. Yapay ürünler insan sağlığına ciddi zararlar vermekte, birçok temeli belli olmayan hastalığa yol açmaktadır. Bunların sonuçlarını düzeltmek için de çok ciddi bedeller ödenmektedir. İnsanlar bu bedelleri hayatlarıyla ödemektedir.

Bu nedenle birinci ve ikinci sınıf tarım arazilerimizi koruyalım. Üretim devam etsin. Belediyemiz üreticiye destek versin. Köylerimizdeki üretim artırılsın. Devlete para girsin, üretici kazansın ve üretim sürdürülebilsin. Biz belediyemizden bunu bekliyoruz.”

Jeoloji Mühendisleri Odası Bingöl İl Temsilcisi Mehmet Alban ise yapılan mikro bölgeleme çalışmasına dikkat çekerek, söz konusu alanın zemin açısından ciddi riskler taşıdığını şu sözlerle belirtti:

“Mikro bölgeleme çalışmasına baktığımızda, imara açılması planlanan 338 hektarlık alanın ‘önlemli alan 5-1’ kapsamında olduğu görülmektedir. Zemin etütleri, bu alanın şişme ve oturma açısından sorunlu olduğunu açıkça göstermektedir. Buna rağmen imara açılmaya çalışılması kabul edilemez.

Raporda 277 sondaj yapıldığı, 20-40 metre arasında toplam 5.740 metre sondaj gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Ancak yaklaşık 5 bin sayfalık raporda bu sondajların yalnızca 3 tanesine ait fotoğraf bulunmaktadır. Diğerlerine ait herhangi bir görsel yoktur. Bu şekilde hazırlanmış bir raporun bakanlık nezdinde onaylanması doğru değildir. Bu konuda detaylı bir inceleme sonrası ayrıca basın açıklaması yapılacaktır.”

Tarım arazileri ile deprem gerçeğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Alban:

“Ayrıca tarım arazisi olması ve deprem gerçeği birlikte değerlendirilmelidir. Türkiye bir deprem ülkesidir. 2023 ve 1999 depremlerine baktığımızda en fazla hasarın ve can kaybının ova kesimlerinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu bize ders olmalıdır. Gevşek zeminlerden uzak durulmalı, yapılaşma daha sağlam zeminlere kaydırılmalıdır.” İfadelerini kullandı.

İMO Bingöl İl Temsilcisi Ayetullah Keskin ise imar planlarının yalnızca deprem güvenliği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek birinci sınıf tarım arazilerinin korunmasının zorunlu olduğunu şu sözlerle vurguladı: “Amacımız yalnızca deprem meselesi değildir. Evet, deprem kaçınılmaz bir gerçektir ve buna karşı teknik önlemler alınabilir, daha sağlam yapılar inşa edilebilir. Ancak birinci sınıf tarım arazilerimizin hiçbir şekilde imara açılmaması gerekir.

Bingöl’de Lastikçiye Giren Kurt Paniğe Neden Oldu
Bingöl’de Lastikçiye Giren Kurt Paniğe Neden Oldu
İçeriği Görüntüle

Toprağın geri dönüşü yoktur. Bin metrekarelik bir alanı bir günde tahrip edebilirsiniz; ancak onu tekrar üretime kazandırmanız mümkün olmayabilir. Kamyonlarla toprak taşısanız bile, o alanı eski hâline getiremeyebilirsiniz.

Bu nedenle geri dönüşü olmayan hatalar yapılmamalı ve bu karardan bir an önce dönülmelidir. Hepinize teşekkür ediyorum.”

HASRET DAYANIR