Gazetecilik, halkın gözü ve kulağı olmaktır. En azından biz bu mesleği öğrenirken bize öğretilen buydu. Gazeteci; soran, sorgulayan, gerektiğinde rahatsız eden kişidir. Gücün karşısında değil, halkın yanında durandır.

Ancak kabul edelim ki gazetecilik, yüksek kazanç sağlayan bir meslek değildir. Ekonomik kaygısı olan, gelecek endişesi taşıyan insanlar için her zaman sürdürülebilir şartlar sunmaz. Hepimiz sevdiğimiz işi yaparak insanca yaşamak isteriz. Fakat mevcut ekonomik koşullar, özellikle yerel basında çalışanlar için bunu her geçen gün daha da zorlaştırıyor.

Bugün birçok yerel gazete kapanmış durumda. Birçok ilde gazeteler birleşerek tek bir yayın organına düşmüş. Basın daralmış, alan küçülmüş, imkânlar azalmış. Ama yaşanan tüm bu zorluklar, mesleğin itibarını zedeleyecek uygulamalara gerekçe olmamalıdır.

Birçok meslektaşımız kamu kurumlarında işe girdi. Özellikle evlenen, ailesinin sorumluluğunu taşıyan arkadaşlarımız ekonomik kaygılar nedeniyle başka işlere yöneldi. Bu elbette anlaşılabilir bir durumdur.

Fakat mesele artık başka bir noktaya taşındı: Hem memur olup hem gazetecilik yapmak…

Bir kamu kurumunda görev yapan bir gazeteci gerçekten bağımsız olabilir mi? Çalıştığı kurumu, bağlı bulunduğu idareyi ya da aynı hiyerarşi içinde yer aldığı yöneticileri gerektiğinde eleştirebilir mi? Yanlış gördüğü bir uygulamayı açıkça yazabilir, soru sorabilir, kamu adına hesap sorabilir mi?

Memuriyet; amir-memur ilişkisi kuralları demektir. Gazetecilik ise bağımsızlık ve özgürlük ister. Bu iki yapı ne kadar yan yana durabilir?

Üstelik memuriyet, düzenli ve güvenceli bir gelir anlamına gelir. Ekonomik kaygı gerekçesi büyük ölçüde ortadan kalkmışken gazeteciliği sürdürme ısrarı neyle açıklanabilir? Eğer temel motivasyon geçim derdiyse ve bu sorun çözülmüşse, bırakın bu mesleği sadece gazetecilik yapmak isteyen, işsiz kalanlar icra etsin.

Bugün iletişim fakültesinden mezun olmuş, elinde diplomasıyla kapı kapı dolaşan, haber kovalamaya hevesli bir sürü genç işsiz geziyor. Sabah akşam haber peşinde koşmaya hazırlar ama yer bulamıyorlar. Çünkü koltuklar boşalmıyor. Hem devlette maaş alıp hem de gazetecilik alanını tutmak, kusura bakmayın ama biraz haksızlık oluyor.

Daha da önemlisi, “hem memur olalım hem de basın gücünü kullanarak özel işlerimizi yürütelim” anlayışı toplumda gazetelere ve gazetecilere duyulan güveni sarsıyor. Gazetecilik, sorumluluktur. Kamu göreviyle birlikte kullanıldığında bu kimliğin kişisel ya da kurumsal çıkar için araçsallaştırıldığı algısı oluşuyorsa, bu durum mesleğe zarar verir. Gazetecilik güven üzerine kurulu bir meslektir; güven zedelendiğinde geriye sadece unvan kalır.

Bu tablo bazı illerde ise basını adeta dar bir çevrenin kontrolüne bırakmış, tekelleşmiş bir yapıya dönüştürmüştür. Hem memuriyetin sağladığı kurumsal güç hem de basının sağladığı görünürlük ve etki bir araya geldiğinde, mesleğin etik sınırları bulanıklaşmaktadır. Oysa gazetecilik bir ayrıcalık alanı değil, kamu adına yürütülen ağır bir sorumluluktur.

Elbette hâlâ etik ilkelere bağlı kalan, bağımsız duruşunu her şartta koruyan meslektaşlarımız var. Onlar bu mesleğin onurunu ayakta tutmaya çalışıyor. Ancak ortaya çıkan bu çelişkili yapı en çok da onlara haksızlık ediyor. Çünkü aynı unvanı taşısalar da aynı şartlarda mücadele etmiyorlar!

Kredi Kartı Limitlerinde Yeni Dönem Başlıyor
Kredi Kartı Limitlerinde Yeni Dönem Başlıyor
İçeriği Görüntüle

EYLEM ÖZEN