DEVA Partisi Genel Merkez Kadın Çalışmaları Başkan Yardımcısı Filiz Göztaşı, öğrencilerin okullarda yaşadığı beslenme sorunlarına dikkat çekerek, her çocuğun sağlıklı bir öğüne erişimini güvence altına alınması gerektiğinin altını çizdi.

Konuya ilişkin yaptığı açıklamada Göztaşı, artan hayat pahalılığının ailelerin yanı sıra okul çağındaki çocukları da doğrudan etkilediğini belirterek şunları kaydetti:

Bir devlet, çocuğunun tostundan daha büyük bir şey değildir. Türkiye’de artık bazı çocukların okul zilinden önce yaptığı ilk hesap ders programı değil, cebindeki paradır.

“Teneffüste ne alabilirim?”

Bu soru basit gibi görünebilir. Oysa bugün milyonlarca aile için hayat pahalılığının en ağır yüzlerinden biridir.

Bir çocuğun okul kantininde elini cebine atıp parasının yetmediğini fark etmesi, yalnızca birkaç liralık bir eksiklik değildir. O an çocuğa hissettirilen şey, yoksulluğun kendisidir.

İşte tam burada hükümete açık ve doğrudan bir soru sormak gerekiyor:

Türkiye’nin çocuklarını doyuracak bir politika üretmeye gerçekten gücü mü yetmiyor, yoksa mesele başka önceliklere sıra gelmesinden mi ibaret?

Bingöl’de Barajlara 1 Milyon 700 Bin Yavru Sazan Bırakıldı
Bingöl’de Barajlara 1 Milyon 700 Bin Yavru Sazan Bırakıldı
İçeriği Görüntüle

Millî Eğitim Bakanlığı’nın kendi verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 17,6 milyon kayıtlı öğrenci bulunuyor. Aynı Bakanlık, 2026 yılı için eğitim alanındaki toplam kaynağı 2,9 trilyon liranın üzerinde açıklıyor.

O hâlde mesele yalnızca “para var mı, yok mu?” meselesi değildir.

Mesele, bütçenin nereye konulduğu ve devletin kimi öncelediğidir.

Çünkü bir devlet; çocuğuna kitap verebiliyorsa, eğitim teknolojilerine yatırım yapabiliyorsa, yeni projeler hayata geçirebiliyorsa, okul çağındaki çocukların sağlıklı beslenmesi için de ülke çapında sürdürülebilir bir sistem kurabilir.

Bunun adı yardım değildir.

Bunun adı sadaka değildir.

Bunun adı siyasi lütuf hiç değildir.

Bunun adı sosyal devlet olmaktır.

Bugün hâlâ bir öğrencinin “Param yetmiyor” demek zorunda kaldığı bir eğitim düzenini başarı hikâyesi olarak anlatamayız.

Çocuğa tasarrufu anlatmadan önce, onun açlığını görmeliyiz.

Aileye bütçe yönetimi dersi vermeden önce, mutfaktaki yangının neden büyüdüğünü konuşmalıyız.

Ve en önemlisi, çocukların beslenmesini birkaç kampanyaya, birkaç yerel uygulamaya ya da dönemsel desteğe bırakmamalıyız.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, her çocuğun okulda sağlıklı bir öğüne ulaşmasını güvence altına alan ulusal bir beslenme politikasıdır.

Çünkü eğitimde fırsat eşitliği, yalnızca her çocuğa aynı kitabı vermekle başlamaz.

Aynı zamanda her çocuğun derse aç girmemesini sağlamakla başlar.

Hükümetin önünde artık mazeret üretilecek bir alan kalmamalıdır.

Çünkü mesele bir tostun, bir ayranın fiyatı değildir.

Mesele; devletin çocuğuna verdiği değerin ölçüsüdür.

Bugün bir çocuğun beslenmesini “küçük bir mesele” olarak görenler, aslında Türkiye’nin geleceğini küçük görüyor demektir.

Benim çağrım nettir:

Çocuklarımızın beslenmesini bütçede dipnot olmaktan çıkarın. Devlet politikasının merkezine koyun.

Çünkü bir ülkede çocukların karnı açken, o ülkenin geleceğinden bahsetmek kolaydır.

Zor olan, o geleceğin hakkını bugün vermektir.