Geçtiğimiz günlerde Bingöl’ün Saray Mahallesi’nde, “40 yıllık temel yapı” olarak bilinen binalardan birinde kar kütlesi düşmesi sonucu ciddi bir tehlike yaşandı. 22. blokta meydana gelen bu olay şans eseri can kaybı yaşanmadı.

Olayın ardından mahalleye gittim. Yerinde görmek, anlatılandan fazlasını anlamamızı sağladı. Çünkü bazı sorunlar uzaktan bakınca küçülür, yaklaştıkça büyür. Saray Mahallesi’ndeki o eski bloklar tam olarak böyle. Duvarlar çatlamış, merdivenler güven vermiyor, kapılar sahipsiz. Bu yapılar artık birer bina değil; zamanın, ihmalkârlığın ve sessizliğin yükünü taşıyan enkazlar.

Burada sağlıklı bir yaşamdan söz etmek mümkün değil. Ne fiziki olarak ne de sosyal olarak… İnsan, “Bu binalar arasında çocuk yetişir mi?” diye sormadan edemiyor.

Mahalle muhtarından aldığım bilgilere göre, yaklaşık 250 dairenin yüzde 80’i boş durumda. Akşam saatleri geldiğinde, karanlık çöktüğünde mahallede sadece birkaç evin ışığı yanıyor. Geri kalan her yer zifiri karanlık.

Boş kalan daireler zamanla farklı ve kontrolsüz amaçlarla kullanılmaya başlanmış durumda. Mahalle sakinleri, bazı evlerde gayriahlaki faaliyetlerin yaşandığını, bir kısmının ise madde bağımlılarının uğrak noktası haline geldiğini dile getiriyor. Bu tablo, mahallede yaşamaya devam eden az sayıdaki aileyi her geçen gün daha da tedirgin ediyor. Özellikle çocuklu aileler büyük bir kaygı içinde; kapıdan çıkan bir çocuğun kimlerle karşılaşacağı, nasıl bir ortamla yüz yüze geleceği bilinmiyor.

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı, artık sadece belli semtlerin ya da belli grupların sorunu olmaktan çıkmış durumda. Bugün ülkemizin, memleketimizin ve kentimizin neredeyse her köşesine sirayet eden bu sorun, toplumsal bir tehdit halini aldı. Sokak aralarında, metruk binalarda ve denetimsiz alanlarda yaşananlar, sorunun ne kadar derinleştiğini açıkça gösteriyor.

Asıl sorgulanması gereken nokta şudur:

Uyuşturucu kullanımının bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde, bu faaliyetlerin yapılabildiği alanların varlığına neden müdahale edilmiyor?

Mahallede görüştüğümüz vatandaşlar ise ne yazık ki bu ağır şartlar altında bile dertlerini açıkça dile getirmekten çekiniyorlardı. Sobalı evlerde yaşadıklarını belirten sakinler, kış aylarında odun ya da kömür almak için bodrum katlarına indiklerinde dahi korku yaşadıklarını ifade ediyor. Hem yapıların güvensizliği hem de çevredeki kontrolsüz durum, mahalledeki endişeyi her geçen gün biraz daha büyütüyor.

İhmalin olduğu yerde felaket ihtimali her zaman kapıdadır!

Peki, bu tabloda kimin sorumluluğu var?

Aile ve Sosyal Hizmetler, bu ortamda büyüyen çocuklar için yapılmış özel bir çalışma var mı gerçekten?

İl Emniyet Müdürlüğü, metruk yapıların yarattığı güvenlik tehdidinden habersiz mi? ? Yoksa biliniyor da görmezden mi geliniyor?

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, bu yapıların riskli yapı statüsünü neye göre değerlendirmiyor?

Belediye, kentsel dönüşüm yıllardır konuşuluyor. Peki sahada nerede? İnsanlar hâlâ neden bu binalarda yaşamak zorunda?

AFAD, kar yüküne bile dayanamayan bu binaları olası bir afette nasıl değerlendiriyor?

Dar Gelirli Ailelere Yeni Destek Dönemi Başlıyor!
Dar Gelirli Ailelere Yeni Destek Dönemi Başlıyor!
İçeriği Görüntüle

Bu bloklar artık ailelerin yaşadığı yerler olmaktan çıkmış. Madde bağımlıları, kim olduğu belirsiz insanlar… Giren çıkan belli değil. Yani mesele sadece eski bina meselesi değil artık. Ortada açıkça büyüyen bir güvenlik ve sosyal çöküş alanı var.

Mahalle sakinlerinin sorduğu soru çok basit:

“Biz çocuğumuzu bu şartlarda nasıl temiz büyüteceğiz?”

Kimse lüks istemiyor. Kimse fazlasını talep etmiyor. Sadece güvenli bir yaşam alanı, sağlam binalar ve huzurlu bir çevre istiyorlar. Bu da en doğal hakları.

Mahalleye adım attığınız anda, yerel yönetimin bu bölgeyi seçim dönemlerinde hatırladığını fark etmek zor olmuyor!

Belediye Başkanımız, hazır Dubai’den dönmüşken, imkânı ve vakti varsa bu mahalleye de giderek yaşananları bizzat vatandaşlardan dinlemesini öneririm!

Mahalle kendi kaderine terk edilmiş durumda. Yıllardır aynı sorunlar konuşuluyor, aynı talepler dile getiriliyor ancak somut bir çözüm üretildiğine dair bir iz görmek mümkün değil. Bu da mahalle sakinlerinde, “Bizi sadece oy zamanı mı hatırlıyorlar?” duygusunu her geçen gün daha da güçlendiriyor.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Yetkililer, güvenliği olmayan, her an tehlike barındıran bu yapılarda kendi çocuklarını bir gün dahi yaşatmayı göze alabilir mi? Çatlak ve rutubetli duvarlar, kar yüküne bile dayanamayan yapılar ortadayken, burada yaşayan insanların kaygılarının görmezden gelinmesi vicdanları yaralıyor. Mahalle halkı, ayrıcalık değil; sadece güvenli, insanca ve sürdürülebilir yaşam koşulları istiyor. Bu talep de ertelenmeyi değil, artık karşılık bulmayı bekliyor.

Temel Yapı'da yaşananlar münferit bir olay değil. Bu, yılların ihmaliyle büyüyen bir tablo. Bugün kar kütlesi düştü, yarın başka bir felaket yaşanabilir. O zaman “keşke” demenin kimseye faydası olmayacak.

EYLEM ÖZEN