Bingöl Engelliler Platformu Başkanı Mücahid Korkutata, 3 Aralık Engelliler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, engellilerin, bazı kesimler tarafından kişisel menfaat için kullanıldığını belirtti.

Korkutata, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33’üncü maddesi, herkesin önceden izin almaksızın dernek kurma hakkına sahip olduğunu açıkça belirtmektedir. Bu hak, demokratik toplum düzeninin temel taşlarından biri olan örgütlenme özgürlüğünün güvencesidir. Aynı zamanda 5253 sayılı Dernekler Kanunu, derneklerin hangi amaçlarla kurulabileceğini, hangi faaliyetleri yürütebileceğini, kamu yararı statüsünü nasıl elde edebileceğini ve hesap verebilirlik ilkelerini ayrıntılı şekilde düzenlemektedir.

Bu çerçeve, sivil toplum kuruluşlarının devlet ile millet arasında köprü görevi görmesini; toplumsal dayanışmayı, dezavantajlı grupların haklarını ve kamusal yararı güçlendirmesini hedefler. Ancak son yıllarda kamuoyunda “tabela dernekleri” olarak adlandırılan, amacından sapmış ve STK kimliğini kişisel çıkar aracı haline getiren oluşumlara yönelik endişeler artmaktadır” dedi.

AMAÇ DIŞI FAALİYETLER VE TOPLUMSAL GÜVENE VERİLEN ZARAR

Bazı kişi ve grupların kişisel sorunlarını dernek üzerinden çözmeye çalıştığını ifade eden Korkutata, şu ifadeleri kullandı; “Engelli bireylerin, dezavantajlı grupların ve yardıma muhtaç kesimlerin haklarına erişimini sağlamak yerine; bu kırılgan grupları araçsallaştıran bazı yapılar, sivil topluma duyulan güveni ciddi biçimde zedelemektedir. Kimi kişi veya gruplar, çözemedikleri kişisel sorunlarını bir dernek üzerinden çözmeye çalışmakta; dernekleri şahsi nüfuz alanı ya da menfaat kapısı gibi kullanmaktadır.

Oysa sivil toplum kuruluşları, yapıları gereği gönüllülük, şeffaflık, toplumsal fayda, denetlenebilirlik ve kamu yararlılığı ilkeleri üzerine kuruludur.

Bu ilkeler es geçildiğinde, toplum için kurulmuş köprüler “menfaat köprüsüne” dönüşmekte; icraat üretmeyen, gönüllere dokunmayan yapılar ortaya çıkmaktadır.

Bazı derneklerin yıl boyunca hiçbir faaliyet yürütmeyip belirli dönemlerde birden ortaya çıkmaları, çeşitli unvanlar taşımalarına rağmen bu unvanlarla ilgili tek bir somut çalışma gerçekleştirmemeleri, toplumda hem güvensizlik hem de tepki oluşturuyor. Dernek yöneticiliği makamı, kişisel konforu artıran değil, toplumun yükünü omuzlayan bir görevdir. Bu makamı bireysel kazanç için kullananlar ise hem dernek kavramına hem de kamu vicdanına zarar vermektedir.

DEVLETİN OLANAKLARININ KÖTÜYE KULLANILMASI ENDİŞESİ

Toplumsal hassasiyetler üzerinden yürütülen bağış toplama faaliyetlerinde suiistimal riski her zaman bulunmaktadır. Bazı kişi veya kuruluşların, devlet yöneticilerine ulaşmak veya kamu kaynaklarından yararlanmak için dernek kisvesini araç haline getirmesi, hem dernekler hukukuna hem de kamu yönetimi etiğine aykırıdır.

Devletin imkanlarını kişisel amaçlarla kullananların unutmaması gereken bir gerçek vardır: Bu ülkenin toprağı kadar hukukunun da derinliği vardır.

YETKİLİ KURUMLARA VE KAMU YÖNETİCİLERİNE ÇAĞRI

Gerçek anlamda sahada çalışan, toplumun her kesimine nüfuz eden, sosyal fayda üreten sivil toplum kuruluşlarının desteklenmesi devlet yöneticilerinin önemli sorumluluklarından biridir. Kamu kaynaklarının; karnesi boş, faaliyet yürütmeyen, hesap veremeyen, toplumsal fayda üretmeyen yapılara değil; gerçekten değer üreten STK’lara aktarılması gerekir.

Muş Ovası’nda Çiğdemler Kar Altında Kaldı: Ortaya Kartpostallık Görüntüler Çıktı
Muş Ovası’nda Çiğdemler Kar Altında Kaldı: Ortaya Kartpostallık Görüntüler Çıktı
İçeriği Görüntüle

STK’lar arasında ayrım yapılırken temel ölçüt, derneğin: şeffaflığı, yıllık faaliyet raporları, kamuya sunduğu hizmet, toplumsal etki düzeyi, dezavantajlı gruplara yönelik fiili çalışmaları, denetimlerdeki başarısı olmalıdır.

Başkanlık makamının; eşini, akrabasını veya yakın çevresini herhangi bir yere yerleştirme aracı haline getirilmesi kabul edilemez. Dernek adı altında rant elde etmek, özellikle engelli bireyler üzerinden haksız kazanç sağlamak ise etik dışı olduğu kadar toplumsal vicdana da aykırıdır. Engelli bireyleri sokak bağışı toplayan bir görüntüye itmek, onları dilenci konumuna düşürmek, hem insan onurunu zedeler hem de dernek kavramını itibarsızlaştırır.

GERÇEK STK’LARA DESTEK ARTMALI

Devletin yöneticileri, her yıl belirli bir takvim doğrultusunda, topluma gerçek fayda sağlayan sivil toplum kuruluşlarını onurlandırmalı; onların çalışmalarını görünür kılmalı ve desteklemelidir.

Sadece tabela üzerine var olan değil, sahada çalışan, farkındalık yaratan, üretim yapan, engellilerin ve dezavantajlı grupların yaşamına dokunan STK’lar toplumun geleceği için hayati öneme sahiptir.

Bu nedenle hem kamu yönetimi hem de vatandaşlar, bir derneğin arkasındaki niyetin ve icraatın farkında olmalı; şeffaflığı ve hesap verilebilirliği temel kriter olarak görmelidir.

Sivil toplum, demokrasinin nefes borusudur. Ancak dernekler kişisel araçlara dönüşürse bu boru tıkanır.

Toplumun güvenini sömüren tabela dernekleriyle mücadele etmek; hem devletin hem de sivil toplumun ortak görevidir.

Gerçek emek veren, üreten, insan onuru ve haklarını esas alan derneklerin yaşaması ve güçlenmesi ise bize düşen bir sorumluluktur.”

(Haber Merkezi)