Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Bingöl’de basın mensupları ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Demokratik Bölgeler Partisi olarak uzun bir süredir 'Barışın Sözünü Halkla Kuruyoruz' buluşmaları kapsamında il gezileri düzenlediklerini belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, bu kapsamda Bingöl’e geldiklerini söyledi.

Türkiye’nin çok kritik bir zamandan geçtiğini belirten Uçar, şunları söyledi; “sadece Kürtler için geçerli değil bu dönem. Ülkenin en temel meselesi, en yakıcı meselesi olan Kürt meselesinin yeniden bu kadar güçlü konuşulduğu ve konuşulduğu yerin de Meclis olması, hem Türkiye için bir kazanım hem de Kürt halkının yıllardır özlemle beklediği barış ve özgür olarak varlıklarını, kimliklerini idame ettirmesi için çok kritik bir değer taşıyor. Kürtler açısından bu mücadele, Kürtler açısından bu taleplerin kendisi yeni değil. On yıllardır çok büyük acılar, çok büyük baskılar, çok büyük fedakarlıklarla örülen bir yol var ve o yol bugün Türkiye'de yeni yüzyılını inşa ederken neyin üzerine inşa etmesi gerektiği konusunda yepyeni bir yol haritası çıkarıyor. Kürt meselesi bölgesel bir mesele, sadece Türkiye ile sınırlı bir mesele değil.

Dört parçaya bölünmüş coğrafyada Kürt halkının talepleri her yerde aynı. İran'da, Irak'ta, Suriye'de, Türkiye'de ya da Kürtlerin deyimiyle Rojava'da, Rojhilat'ta, Başur'da ve Bakur'da Kürt halkı artık eskisi gibi değil. Değişen ne? Kürt halkı yıllardır verdiği özgürlük mücadelesiyle hem Orta Doğu'da hem de Türkiye'de demokrasinin inşa edilebileceğine dair çok temel bir siyasi ve politik aktör olmayı başardı. Bugün yaptığımız bütün tartışmalar esasen Kürt halkının yürüttüğü mücadelenin, Kürt özgürlük hareketinin ve lideri Abdullah Öcalan'ın bu sürece katkılarını görerek konuşmak istiyoruz.

27 Şubat çağrısı bu ülkenin geleceğinde Kürtlerin, Türklerin kardeşliğini esas almakla birlikte bu ülkede yaşayan bütün farklı kimliklerin, bu ülkenin gerçek vatandaşı olabilme hakkını savundu. 27 Şubat çağrısı savaş yerine barışın yeniden güçlü konuşulabileceğini yarattı. 27 Şubat çağrısı bu ülkede bütün halkların ve inançların, Ortadoğu ateş topu iken yeni bir süreci barışla, özgürlükle, demokrasiyle inşa edebileceğini tartıştı. O çağrı bütün Türkiye'yeydi, o çağrı bu ülkede yaşayan bütün siyasi iradeyeydi. O çağrı bugün hem Türkiye'deki demokrasi güçlerinin hem de Kürt halkının mücadelesiyle birlikte Meclis'te tartışılmaya başlandı. Meclis'te bir çerçeve yasayla ya da kök yasayla anılmaya başlandı.

Bizim için kritik, niye kritik? Bu Meclis, Kürt inkarının kararının alındığı Meclis'tir. Yıllar sonra inkarın peşinden güçlü irade, özgürlük iradesi o Meclis'te Kürt meselesini yeniden konuşmaya, yeniden tartışmaya ve çözüm endeksli tartışmaya getirmiş olduk. Bu anlamda biz emeği geçen bütün siyasi partilere de, bütün sivil toplum örgütlerine de bu mücadelenin barışla sonuçlanması konusunda emek veren herkese tekrardan teşekkür etmek istiyoruz.

Kritikliği şurada: Kök yasa dediğimiz şeyin kendisi bir başlangıç. Kürt halkının elbette ki talepleri çok geniş ama bu taleplerin, yani özgürlüğe, demokrasiye, eşit yurttaşlığa, yerel demokrasinin güçlenmesine dair taleplerin yer bulabilmesi için bu ülkedeki çatışma ortamının bitmesi gerekiyordu. Çatışmasızlık sürecinin tartışmasında en büyük emek elbette ki Kürt özgürlük hareketinin ve lideri Abdullah Öcalan'ındı.

Belki de hiç kimsenin tartışamadığı bir zaman diliminde ama Orta Doğu'daki gelişmeleri ve Orta Doğu'daki Kürt iradesini de esas alarak silahlı mücadelenin yerine demokratik siyasetin yapılabileceğine dair çok güçlü bir irade çıktı ve neredeyse iki yılın sonunda bu mesele Meclis'te bir kök yasayla, bir hukuki zemine çekilmiş oldu.

Kürt halkı bu ülkenin hukukunda olmadığı için çok ciddi sorunlarla, baskılarla, inkarla yürüttü ne yazık ki mücadelesini. Kürt halkı bu ülkenin hukukunda olmadığı için kayyumlarla, Kürt halkı bu ülkenin hukukunda olmadığı için 30 yılı aşkın cezalandırmalarla karşı karşıya kaldı ki onlarca, binlerce Kürt halkının evladı halen daha cezaevlerinde. Bu çerçeve yasayla birlikte esasen bir normalleşme, bu çerçeve yasayla birlikte bütün demokratik taleplerimizin hayat bulacağı bir zemini oluşturmaya çalışıyoruz.

Bu konuda yalnız değiliz, biliyoruz. Çünkü Türkiye'de inşa edilen şiddet politikası, inkar politikası esasen Kürt meselesinin üzerinden inşa edildi. Kürt meselesi bir beka meselesi olarak bir çatı haline getirildi ve o çatının altında bu ülkenin ekonomik sorunları büyütüldü, bu ülkenin kültürel sorunları, kimliksel sorunları büyütüldü ve her biri ne yazık ki bir devlet politikası haline geldi. Bugün devletin kendisi de, bugün bu ülkedeki bütün siyasi partilerin kendisi de yürütülen siyaseti, yürütülen politikayı değiştirmekle; neye karşı değiştirmekle? Demokrasiye dönük bir değiştirme ile karşı karşıyadır.

Ama biz biliyoruz ki sadece siyasi partilerin omuzlarına bırakılacak bir iş değil bu işin kendisi. Aynı zamanda bu ülkede yaşayan bütün halkların, demokrasi talebini yükselten bütün emek hareketinin, kadınların, gençlerin meselesi. Yakaladığımız fırsat bu ülkenin 100 yıl önce kaybettiği fırsattı ve yeniden inşa edebileceğimiz bir fırsatla karşı karşıyayız. Meclis'te komisyonun olması, siyasi partilerin iradelerinin Meclis'in neredeyse uzun bir süreden sonra en çok 'evet' oyunu vererek geçirmiş olduğu bu yasanın bu saatten sonra güçlü bir şekilde sahiplenilmesi gerekiyor.

Bingöl’de Ağustos Ayında Soba Yaktılar
Bingöl’de Ağustos Ayında Soba Yaktılar
İçeriği Görüntüle

Yasa eksik, yasa Kürt halkının ve Türkiye demokrasisinin bütün ihtiyaçlarını karşılayan bir yasa değil. Ama biz bunu başlangıç olarak görmeyi, bu yasayı, çerçeve yasayı, kök yasayı hem desteklemeyi hem denetlemeyi hem de tamamlamayı kendimize görev olarak biliyoruz ve bu vesileyle de bu mücadelede herkesi demokrasinin, barışın yanında yer almaya davet ediyoruz.”

Haber Merkezi