Bingöllü ünlü ressam Mahmut Celayir, "Sanat, Coğrafya ve Kimlik Üzerine: Gölgenin İzinde" başlıklı söyleşide sanatseverlerle bir araya geldi. Sivil Gençlik ve Kültür Derneği ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte Celayir, sanat yolculuğunu, eserlerine ilham veren Bingöl coğrafyasını ve sanatın toplumsal bellekteki yerini anlattı.
Yoğun katılımla gerçekleşen söyleşide Mahmut Celayir, çocukluk yıllarından itibaren doğayla kurduğu ilişkinin resimlerine nasıl yansıdığını aktardı. Özellikle Bingöl'ün dağları, taşları, bozkırları ve kırsal yaşamının eserlerinde yalnızca bir manzara değil, hafızayı ve aidiyet duygusunu taşıyan temel unsurlar olduğunu vurguladı.
Konuşmasına kendisini her zaman şanslı hissettiğini belirterek başlayan Celayir, doğup büyüdüğü coğrafyanın sanat anlayışını şekillendirdiğini söyledi.
"DOĞDUĞUM KÖY EN BÜYÜK ŞANSIMDI"
Celayir, çocukluk yıllarında doğaya duyduğu hayranlığın resim sanatına yönelmesinde belirleyici olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:
"Her şeyden önce kendimi çok şanslı görüyorum. Birincisi, şu anda bulunduğum köyde doğmuş olmam benim için büyük bir şans. Çünkü doğası gerçekten çok güzel. Ben resim yapma sürecine de aslında böyle başladım. Çocukluk yıllarında doğaya duyduğum hayranlık ve o güzellik duygusu, zamanla sanatsal bir süreç içinde çok farklı bir noktaya evrildi."
"AİLEM HİÇBİR ZAMAN BANA ENGEL OLMADI"
Sanat yolculuğunda ailesinin desteğinin önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan Celayir, anne ve babasının kendisine her zaman güvendiğini dile getirdi.
"Bir diğer şansım ise ailemin açık görüşlü olmasıydı. Babam ve annem hiçbir zaman bana engel olmadılar. Çünkü genelde aileler, çocuklarının okuyup iyi bir meslek sahibi olmasını, para kazanmasını ve aileye destek olmasını ister. Ben bu açıdan gerçekten çok şanslıydım. Annem ve babam ileri görüşlü insanlardı. Gaz lambasının ışığında bize bisiklet tamir eder, her konuda destek olurlardı."
"İLK ÖDÜLÜMLE SÜT İNEĞİ VE PLAK ÇALAR ALDIM"
Okul yıllarında kazandığı ilk ödülün hayatında unutulmaz bir yere sahip olduğunu anlatan Celayir, ödül parasını hem ailesi hem de kendi tutkuları için değerlendirdiğini söyledi.
"Ben de onları hiçbir zaman mahcup etmedim. Daha okul yıllarında resim alanında ilk ödülümü aldım. O dönem için 10 bin lira çok büyük bir paraydı. Aynı dönemde Almanya ile Türkiye arasında sanatçılarla ilgili bir kitap projesi vardı. Herkes bir öykü yazacaktı. Benim öykümün adı 'Süt İneği ve Plak Çalar'dı."
Celayir, ödül parasının bir kısmıyla ailesine süt ineği aldığını, kalan kısmıyla ise müziğe olan ilgisi nedeniyle plak çalar satın aldığını belirterek şöyle devam etti:
"Kazandığım ödülün 2 bin 500 lirasını köye gönderdim ve ailem benim için cins bir süt ineği aldı. Kalan parayla ise yaklaşık 3 bin 500 liraya bir plak çalar satın aldım. Çünkü müziği, özellikle klasik müziği çok seviyordum. O dönem için bu gerçekten büyük bir harcamaydı. Düşünün, 500 liraya bir takım elbise alınabiliyordu. Buna rağmen plak çalar aldım, plaklar aldım. Çünkü müzik, duygularımın oluşmasında çok önemli bir yere sahipti."
"'SÜT İNEĞİ VE PLAK ÇALAR' BENİM DÜNYAMI ANLATIYOR"
Bu hikâyenin kendi yaşamını ve sanat anlayışını en iyi anlatan metaforlardan biri olduğunu dile getiren Celayir, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu yüzden 'Süt İneği ve Plak Çalar' öyküsünü güçlü bir metafor olarak görüyorum. Bir tarafta kırla, toprakla ve köklerle olan bağımız; diğer tarafta ise modern dünyayla kurduğumuz ilişki var. Benim dünyam da zaten bu iki temel üzerine kuruludur."
"SANAT YALNIZCA SERGİ AÇMAKLA SINIRLI KALMAMALI"
Sanatın kültürel hayatta kalıcı bir yer edinmesi için yalnızca eser üretmenin yeterli olmadığını ifade eden Mahmut Celayir, sanat üzerine düşünülmesi ve tartışılması gerektiğini belirtti.
"Bugün sanat üretiyoruz; ancak bu üretimin kültürel dokuda kalıcı bir yer edinmesi için farklı mecralara taşınması gerekiyor. Sadece sergi açmak ya da eserleri göstermek yeterli değil. O eserler üzerine düşünmek, söz üretmek, kavramlar geliştirmek ve onları tartışmak gerekiyor. Ancak bu şekilde sanat, kültürel yaşam içinde hak ettiği yere oturabilir. Yoksa sizlerin de çok iyi bildiği gibi, yalnızca görsellikle sınırlı kalan bir sanat üretimi kalıcı bir etki oluşturamaz."
HABER: EYLEM ÖZEN




