HÜDAPAR Genel Başkan Yardımcısı Yunus Emiroğlu, Bingöl’de görev yapan

H Ü D A P A R6

yerel ve ulusal basın mensuplarıyla bir araya geldiği toplantıda, gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

Toplantıya HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Emiroğlu,

H Ü D A P A R4

HÜDA PAR Bingöl İl Başkanı Refik Alpaya, teşkilat üyeleri ile Bingöl’de görev yapan yerel ve ulusal basın temsilcileri katıldı. Emiroğlu, ülke gündemine dair; ‘Çifte Vatandaş Soykırımcıların Yargılanması’, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘İç Cephenin Tahkimi’, ‘Ailenin Korunması’, ‘Emeklilerin ve Asgari Ücretlilerin Geçim Sıkıntısı’ gibi konularda değerlendirmelerde bulundu.

SEÇİMDEN SEÇİME ÇALIŞAN BİR PARTİ DEĞİLİZ!

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Emiroğlu, her zaman sahada olduklarını ve vatandaşların sorunlarıyla yakından ilgilendiklerine vurgu yaparak seçimden seçime çalışan bir parti olmadıklarının altını çizdi. Emiroğlu, “Bizim derdimiz üzüm yemektir. Bizim kimsenin şahsıyla ve aidiyeti olduğu siyasi partisiyle herhangi bir kişisel sorunumuz yok. İstiyoruz ki memleketimiz, Bingöl’ümüz başta olmak üzere ülkemiz maddi manevi açıdan kalkınsın, daha iyi yerlere gelsin, insanımız rahat etsin. Seçim olsun veya olmasın; biz, Elhamdülillah başından beri hep şunu söyledik: ‘Biz seçimden seçime çalışan bir parti değiliz.’ Evet, herkesin kendine göre bir tarzı olabilir. Başka siyasi partiler seçimlere az bir süre kala meydana inerler, çalışırlar; onların tercihi. Fakat bize göre, bizim siyasi anlayışımıza göre, memleketimizin sorunları sadece seçim dönemlerinde ortaya çıkmıyor! Dolayısıyla bizim elimizde yetki olsun veya olmasın, makamda bulunalım ya da bulunmayalım, insanımızın sorunları var, problemleri var. Siyaset de bunun için vardır. Yani siyaset kurumu sadece yılın belli günlerine veya seçim dönemlerinin belli zaman dilimlerine hapsedilmeyecek kadar kıymetli bir iştir. Ama üzülerek şunu da söyleyeyim; maalesef Türkiye’de siyaset kurumunun itibarı yerlerde. Çünkü insanımız artık güvenmiyor. Her gelen bir şey vaat etmiş, bir şey söylemiş ama teoriyle pratik maalesef birbirini çok tutmamış. Dediğim gibi, biz kendi zaviyemizden meselelere bakıyoruz. Tabii bunu söylerken de bunu yaparken de insanımızın, hemşerilerimizin, vatandaşlarımızın taleplerini olabildiğince en yalın, en sade, en anlaşılır şekilde bunu ilgili yerlerde ifade etmeye gayret ediyoruz. Şimdi bendeniz kardeşiniz, genel başkan yardımcısı ve parti sözcüsü olmam hasebiyle tabii ki ülke geneliyle, memleket meselelerinin tamamıyla çok yakından ilgileniyoruz. Gerek ekonomi politikaları gerek sosyal politikalar gerek eğitim politikaları gerek sağlık hizmetleri, sosyal hizmetler, dış politika, ülkemizin karşı karşıya bulunduğu iç ve dış meselelerle ilgili biz rutin olarak haftada en az 3-4 sefer ya genel başkanımız ya milletvekillerimiz ya parti sözcülerimiz aracılığıyla düşüncelerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. 2023’ten beri de Elhamdülillah Meclis’te temsil ediliyoruz. Halihazırda 4 milletvekilimiz var. 2023’ten şu ana kadar aşağı yukarı 3 yıl bitti. Bu 3 yıllık süre zarfında ne yaptık, ben birkaç cümleyle onu ifade etmek istiyorum. Öncelikle bizim bu Meclis’teki varlığımız; memleketin konuşulmayan konularının, sümen altı edilen meselelerinin, gündemden ıskalanan veya saklanan konularının en güçlü şekilde, en gür sedayla Meclis’e taşınmasına vesile oldu Elhamdülillah. Şu ana kadar çeşitli konularda 15 tane kanun teklifi verdik” dedi.

‘ÇİFTE VATANDAŞ SOYKIRIMCILARIN YARGILANMASI’ HAKKINDAKİ KANUN TEKLİFİMİZ BİR TÜRLÜ GÖRÜŞÜLEMEDİ!

Gazze meselesinin en çok gündemde olan konulardan biri olduğunu belirten HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Yunus Emiroğlu, 2024 yılında verdikleri ‘Çifte Vatandaş Soykırımcıların Yargılanması, Suçlu Bulunmaları Durumunda Mal Varlıklarına El Konulması’ ile ilgili kanunu teklifinin Meclis Genel Kurulu’nda oylanarak 8 partinin desteğiyle gündeme alındığını ancak hükümet nezdindeki tüm başvurularına rağmen bir türlü görüşülemediğini dile getirdi.

Emiroğlu, “En çok gündemde olan meselelerden birisi Gazze meselesi! Bununla ilgili malumunuz bir kanun teklifi vermiştik ama maalesef onu Genel Kurul’un gündemine getiremedik. Yani genel kurulda konuşulması, oylanması, kabul edildi Temmuz 2024’te. Neredeyse 2 yıl olacak. 9 Temmuz 2024 yılında ‘Çifte Vatandaş Soykırımcıların Yargılanması, Suçlu Bulunmaları Durumunda Mal Varlıklarına El Konulması’ ile ilgili bir kanun teklifi vermiştik. O kanun teklifi, 9 Temmuz 2024’te Genel Kurul’da oylandı. Genel Kurul’un gündemine alınması ile ilgili oylamada 8 partinin desteğiyle gündeme alındı fakat bir türlü görüşülmedi. Bu süre zarfında biz defaatle hükümetle, sayın Cumhurbaşkanı ile ilgililerle bu konuyu tartıştık fakat bir türlü bunu gündeme getirmeye muvaffak olamadık. Bu da işimizde bir ukde olarak kaldı. Tabii bunu yaparken şunu söyledik: Bu kanun teklifinin eksikleri olabilir. Buyurun, siz bir şey koyun ortaya, biz size destek olalım; bu açık çeki de verdik. Fakat onunla ilgili bir mesafe alınamadı. 158 sıra numaralı kanun teklifimiz görüşülmeyi bekliyor. Şu anda Allah-u Alem 220-230 numaralı kanunlar bile görüşüldü, bir kısmı kabul edildi” diye konuştu.

‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE’ MESELESİNDE TAVRIMIZ NETTİR!

Emiroğlu, ‘Terörsüz Türkiye’ meselesinde HÜDA PAR olarak başından itibaren net bir tavır ortaya koyduklarını, bu hususu Meclis’teki komisyona kapsamlı bir rapor halinde sunduklarını ve Meclis Başkanlığı’na Haziran ayı başında 11 maddelik bir kanun teklifi verdiklerini dile getirerek “Bir daha bu memlekette silahlar konuşmasın, kan akmasın, insanlar mağdur olmasın. Türkiye’nin daha güçlü adımlar atabilmesi için iç cepheyi tahkim etmesi lazım! Ortak bir paydada buluşmamız lazım!” ifadelerini kullandı.

Emiroğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Son 2 yıldır bir ‘Terörsüz Türkiye’ meselesi var. Bu konuyla ilgili de bizim tavrımız başından beri çok netti. Biz bu sürecin hayırlı bir süreç olduğunu, mutlaka memleketin hayrına sonuçlanması gerektiğini ifade ettik. Meclis’te kurulan Komisyon’a da Genel Başkan düzeyinde bir temsiliyetle katıldık ve Elhamdülillah bu süreçte de elimizden gelen bütün gayreti ortaya koyduk. Netice itibarıyla komisyon çalışmalarını tamamladı. O komisyonda bulunan siyasi partiler raporlarını sundu, biz de 54 sayfalık bir rapor sunduk. Bu raporun diğer raporlardan bazı farkları var. Bu rapora hem web sitemizden hem de Meclis’in sitesinden erişebilirsiniz. Aynı zamanda biz matbu hale getirdik, onu da teşkilatlara gönderdik. Bizim kanun teklifimiz özellikle bu devam eden Terörsüz Türkiye ya da bizim kendi ifademizle PKK’nın tasfiyesi ve iç cephenin tahkimi diye isimlendirdiğimiz bu sürecin selamete ermesi için atılması gereken adımlar var bize göre. 11 maddelik bir kanun teklifi verdik. Bu kanun teklifi de tabii bunu biz hem sayın Cumhurbaşkanı'na hem ana muhalefet partisine hem Meclis’te grubu bulunan diğer partilere DEM Parti de dahil olmak üzere Yeni Yol Grubu’na, MHP’ye, CHP’ye hepsine gönderdik. Dedik ki: ‘Buyurun, biz böyle bir çalışma yaptık. Bu önemli bir meseledir; 40 yıllık, 45 yıllık şiddet parantezinin kapatılması ve kardeşlik hukukunun tesis edilmesi bağlamında olması gereken yasal düzenleme ile ilgili biz bir çerçeve hazırladık. Buyurun inceleyin.’ İnceleyenler oldu, dönenler oldu, ‘Çok güzel olmuş’ dediler. Sayın Cumhurbaşkanı da bunu ilgili birimlere ilettiğini, bunu inceleteceğini ifade etmişti. Biz tabii bunu önce bir kanun teklifi olarak vermedik, bir taslak olarak (yani bunu ocak ayında) diğer siyasi partilere ve hükümet yetkililerine göndermiştik. Netice itibarıyla bu kayıtlarda yerini alsın diye Haziran ayının başında bir kanun teklifi olarak da bunu Meclis Başkanlığı’na sunduk.

Çok farklı yerlerden bize dönüşler geliyor. Özellikle hukukçu çevrelerden, gazeteci-yazarlardan, bu hazırladığımız kanun teklifinin ve Meclis’e sunduğumuz komisyon raporunun, sunulan diğer komisyon raporlarına göre daha net, çerçevesi daha oturaklı ve daha somut adımlar içeren bir teklif olduğunu; bunu bağımsız kesimler medyada da yazdılar, bize de iletiyorlar. Elhamdülillah bu konuda da önemli bir adım attığımızı ben ifade etmek istiyorum. Biz istiyoruz ki bu parantez kapansın, herkes adaletle muamele görsün. Kimse etnik aidiyetinden ötürü ikinci sınıf muamelesi görmesin. Türk de Kürt de Arap de Acem de bu memleketin insanıdır. Bizim birbirimizden farkımız yoktur. Aramıza fitne, tefrika sokmaya çalışanlar da muvaffak olamadılar, olmasınlar. Bizim arzumuz bu!

Şimdi bununla ilgili süreç işliyor. En son bayramda biz AK Parti yetkilileriyle görüştüğümüzde dediler ki: ‘Bayramdan sonra bu ivme kazanacak, bizim de bir çalışmamız var.’ Şimdi malumunuz bir NATO zirvesi girdi araya. Öyle ümit ediyorum ki; çok fazla uzamadan bir yasal çerçeveye oturtulur. Tabii bizim o kanun teklifinde ortaya koyduğumuz çerçeve şu yönüyle de önemliydi: Bu sadece PKK’ya münhasıran bir çalışma olmasın. Yani herhangi bir şekilde geçmişte şiddete bulaşmış veya halihazırda terör örgütü listesinde yer alan diğer örgütlerle ilgili de, münfesih sayılan veya kendisini feshettiğini açıklayan bütün örgütlerle ilgili kapsamlı bir şey olsun. Yani öyle bir çalışma yapalım ki şiddetle arasına mesafe koyma niyetinde olan veya bunu ilan eden veya ilan etmek isteyenler için de bir teşvik olsun. Bir daha bu memlekette silahlar konuşmasın, kan akmasın, insanlar mağdur olmasın. Bunu ortaya koyduk, bakalım süreç neyi gösterecek? Öyle ümit ediyoruz ki bu süreç başarıyla sonuçlanır, İnşallah bu defteri de böylelikle kapatmış oluruz.

TÜRKİYE’NİN GÜÇLÜ ADIMLAR ATABİLMESİ İÇİN İÇ CEPHEYİ TAHKİM ETMESİ LAZIM!

Bu niye bu kadar önemli bir meseledir? Bize göre; bu sadece AK Parti’nin meselesi değil, MHP’nin meselesi değil, bu hepimizin meselesidir. Siyasi görüşlerimiz farklı olabilir ama sonuçta aynı gemide yaşıyoruz. Türkiye’de olabilecek her türlü olumsuzluk, hepimize yansıyacaktır. Dolayısıyla görüyorsunuz işte etrafımız ateş çemberi! Türkiye’nin daha güçlü adımlar atabilmesi için iç cepheyi tahkim etmesi lazım! Yani bizim güçlü olmamız lazım! Bunun için de ne yapmamız lazım? Ortak bir paydada buluşmamız lazım!

Şimdi diyorlar ki: ‘Siz ortak paydadan neyi kastediyorsunuz?’ Ortak paydadan kastımız şu: Bu memlekette siz insanları etnik aidiyetleri ve mensubiyetleri üzerinden bir araya cem edemezsiniz, illaki sorun olur. Ama ‘inanç’ ortak paydasında bir araya gelebiliriz. Elhamdülillah bizim bu vurgularımız, siyasi partilerin sunduğu raporlar üzerinden kapsamlı bir rapor daha hazırlandı, bu vurgular o rapora da girdi.

Bizim kanun teklifiyle özetle söylediğimiz şey şuydu: Evet, bilhassa PKK göstermelik de olsa bir adım attı. Yani bir silah bırakma seremonisi gerçekleştirdi. Şimdi onlar devletten adım bekliyor, devlet onlardan adım bekliyor. Biz de dedik ki: ‘Evet, bu hassasiyetler karşılıklı olabilir. Devlet kendi cephesinden şunu yapsın: Bir gözlem ve tespit kurulu kursun ki, bunu ilk teklif eden biziz ve şu anda AK Parti’nin hazırladığı kanun teklifinde de bu ifadeler yer alıyor. Bir gözlem ve tespit kurulu kurulsun, silah bırakıldığına dair, PKK’nın kendi kendini feshettiğine dair, devletin ilgili kurumları (istihbarat kurumları, Dışişleri ve diğer ilgili birimler) bunu tespit etsin. Bu raporu Milli Güvenlik Kurulu’na sunsun. Milli Güvenlik Kurulu da bunu iyice tespit ettikten sonra Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulduktan sonra böyle bir çerçeve yasa, bir zemin oluşsun ki yani bir muğlaklık olmasın, en azından adımlar daha somut, daha net olarak ortaya konulabilsin. Bizim bu teklifimiz AK Parti’nin hazırlayacağı kanun teklifini etkiledi, Türkiye’de siyaset sahasında da bizim bu söylediklerimiz konuşuluyor. Biz bunu ne zaman söyledik? Daha komisyon çalışmaları devam ederken, yani Aralık 2025’ten beri ısrarla bu 3 şeyi söylüyoruz: Bir gözlem ve tespit kurulu kurulsun, bunu teyit etsin, tespit etsin ama bunun için de bir teklif hazırlasın. Desin ki: ‘Ey filan örgüt! Eğer siz gerçekten silah bırakırsanız, işte biz de sizinle ilgili şunu şunu şunu yapacağız. İşte cezaevinde olanlarla ilgili şöyle bir yol izleyeceğiz, yurt dışında olanlarla ilgili şöyle bir çalışma yürüteceğiz, bilginiz olsun.’ Ama bir şartla; bunu teyit etmemiz lazım. Bu da devletin güvenliği açısından önemlidir, bize göre de olması lazım.”

MAALESEF ‘AİLE KURUMU’ ÇOK CİDDİ BİR ÇÖKÜŞTE!

HÜDA PAR olarak aile kurumunun korunmasını önemsediklerini ve bu hususta ailenin korunması ve sapkın akımların yasaklanması yönünde kanun teklifi verdiklerini söyleyen Emiroğlu, 2025 yılının ‘Aile Yılı’ ilan edilmesine rağmen ‘aile kurumu’nun ciddi bir çöküşte olduğunu hatırlatarak ailenin korunması ve bunun zeminin somutlaştırılmasına yönelik adımlar atılmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.

Emiroğlu, “Verdiğimiz kanun tekliflerinden bize göre en önemli, en öne çıkması gereken hususlardan bir tanesi de ailenin korunması ve sapkın akımların faaliyetlerinin yasaklanması, medya ve sosyal medya platformlarında bunların yaygınlaşmasının önüne geçilmesi ile ilgili kanun teklifidir. Şu anda ‘aile kurumu’ maalesef çok ciddi bir çöküşte! Bunu biz söylemiyoruz, bunu hükümetin kendisi de söylüyor. 2025 yılını ‘Aile Yılı’ ilan ettiler; evet, güzel bir adımdı. 2025 yılı ile 2035 yılı arasını da ‘Aile 10 Yılı’ ilan ettiler; bunlar güzel adımlar ama bize göre bunun zemininin somutlaştırılması lazım. Yani siz ‘Aile Yılı’ ilan ederken neyi kastediyorsunuz? Sadece işte bir takım maddi yardımlarla bu işi bir yere götüremezsiniz. Bunun zemininin iyi oluşması lazım. Yani burada Milli Eğitim Bakanlığımız, Diyanet İşleri Başkanlığımız, STK’larımız, sivil inisiyatiflerimiz, cemaatlerimiz, camialarımız, cemiyetlerimiz elbirliğiyle ‘bu aileyi biz nasıl ayağa kaldırırız’ bunun mücadelesini vermemiz lazım. Ha bununla ilgili anayasal ve yasal bir eksiklik varsa mevzuatımızda, bunu da en hızlı şekilde ne yapalım, takviye edelim ve bu aileyi muhafaza edelim. Boşanmalar artıyor, evlilikler zorlaşıyor, gençlerimiz evlenmiyor. Sadece 6,5 milyon ‘Ev Genci’ diye isimlendirilen bir şey ortaya çıktı. Yani yaşları 30’un üstünde, üniversite mezunu, evlenmiyor, çalışmıyor, baba parasıyla geçinmeye çalışıyor. Böyle bir dünya olabilir mi? Yazık değil mi? Bu tabii işin başka boyutlarını da aslında bizim önümüze koyuyor. Demek ki istihdam planlamasında sorun var, demek ki bizim eğitim politikalarımızda sorun var. Yani siz herkesi memur yapamazsınız, böyle bir imkan yok. Her yıl YKS’ye 3 milyon öğrenci, 3 milyon aday başvuruyor. Hadi 1 milyonu yerleştirildi. Üniversite sayılarımız artmış, bölümlerinizin sayısı artmış ama bunlardan mezun olanların hepsini siz masa başında bir işe koyamazsınız. Ha onun için bizim söylediğimiz şey şuydu: Mesleki eğitim mutlaka yaygınlaşmalı, şu anda olması gereken yerde değil” ifadelerini kullandı.

EMEKLİNİN MAĞDUR EDİLMEMESİ, ASGARİ ÜCRETLİNİN EMEĞİNİN SÖMÜRÜLMEMESİ LAZIM!

Emiroğlu, TÜİK’in açıkladığı açlık sınırının 35 bin lira olduğu bir ortamda asgari ücretin 28 bin lira, en düşük emekli maaşının 23 bin 500 lira olmasının büyük bir çelişki olduğuna işaret ederek ek geliri olmayan bir emeklinin 23 bin 500 lira maaşla köyde bile geçinemeyeceğini söyledi.

Yeniden Refah Partisi Kiğı İlçe Başkanlığına Egemen Keçeci Atandı
Yeniden Refah Partisi Kiğı İlçe Başkanlığına Egemen Keçeci Atandı
İçeriği Görüntüle

Emeklilerle ilgili kanun teklifi sunduklarını da belirten HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Emiroğlu, şunları kaydetti: “Devletin kurumunun, TÜİK'in açıkladığı açlık sınırı 35 bin lira bandında! Asgari ücret 28 bin 75 lira! En düşük emekli maaşı 23 bin 500 lira! Burada bir çelişki yok mu? Hangisine inanalım? Hangisi makul? Ha, biz şunu söyledik: En düşük emekli maaşı, en az asgari ücret seviyesine çıkarılmalı. Yetmez, asgari ücrette mutlaka açlık sınırının altında olmayacak şekilde bir iyileştirme yapılmalı.

Yani şimdi Allah aşkına, başka bir geliri olmayan bir vatandaşımız, 60-65 yaşında, 70 yaşında, 23 bin 500 lirayla köyde bile geçinemez! Bingöl'de 10 bin liradan aşağı kiralık ev var mı? 10 bin belki ben çok düşük de söyledim. 20 bin, 25 bin, 30 bin, 40 bin bandında. Bingöl için söylüyorum, Bingöl piyasasında 40 bin liraya, 50 bin liraya kiralık evler var. Evet, gücü yeten otursun, itirazımız yok. Ama bu fahiş artışlar da ayrı bir meseledir. Emeklinin mağdur edilmemesi lazım. Asgari ücretlinin, emeğinin sömürülmemesi lazım.

Bunları söylüyoruz. Peki, söylüyoruz da ne oluyor? Evet, etkisi oluyor. Ama Türkiye'de her şey sayıyla ölçüldüğü için maalesef bizim de etkimiz sınırlı oluyor. Yani bugün HÜDA PAR Meclis’te 4 milletvekili yerine 20 milletvekiliyle temsil ediliyor olsaydı, emin olun işin dengesi çok daha farklı bir mecraya akacaktı.”

EROL YILMAZ