Güllü Sertkaya -

“Zorbalık” kelimesini duyduğumuzda çoğumuzun aklına hemen ortaokul ya da lise koridorlarındaki büyük çocuklar gelir. Oysa bilimsel çalışmalar, akran zorbalığının çok daha erken yaşlarda, yani okul öncesi dönemde de kapımızı çalabileceğini gösteriyor. Elbette bu yaş grubundaki minikler, yaptıkları davranışların ne gibi sonuçlar doğuracağını bir yetişkin gibi bilinçli ve kasıtlı olarak hesap edemezler. Ancak bir arkadaşını ısrarla ve sürekli oyuna dahil etmemek, onunla alay etmek, elindeki oyuncağı zorla çekip almak ya da fiziksel olarak itip kakmak gibi davranışlar, zorbalığın erken çocukluktaki ilk ayak sesleridir.

Okul öncesi yıllar, çocukların sosyal ilişkilerin kurallarını henüz yeni yeni emekleyerek öğrendiği bir acemilik dönemidir. Bu süreçte paylaşmayı, sıra beklemeyi ve kabaran duygularını kontrol etmeyi tam olarak beceremedikleri için zaman zaman hırçın ve saldırgan tepkiler verebilirler. Özellikle dürtü kontrolü mekanizması henüz emekleme aşamasında olduğundan; ani öfke, kıskançlık veya merak gibi hisler doğrudan eyleme dönüşebilir. Fakat burada ebeveynler ve eğitimciler olarak bizim asıl radarımıza takılması gereken şey, bu davranışların "süreklilik" arz edip etmediğidir. Eğer sınıfta hep aynı çocuk dışlanıyor, hep aynı minik hedef tahtasına oturtuluyorsa, durum artık iki çocuk arasındaki basit bir anlaşmazlığı çoktan aşmış demektir.

Araştırma sonuçları oldukça çarpıcı: Erken yaşlarda akran zorbalığına maruz kalan çocuklarda ciddi bir özgüven zedelenmesi, yoğun kaygı ve okula gitmeye karşı büyük bir isteksizlik baş gösteriyor. Hatta bu minikler zamanla kendilerini ifade etmekten tamamen vazgeçip derin bir sessizliğe bürünerek iç dünyalarına kapanabiliyorlar. Madalyonun diğer yüzünü çevirdiğimizde ise zorbalık davranışı sergileyen çocuğun da aslında duygularını sağlıklı yollarla dışa vurmayı bilmeyen, içsel bir çıkmazda olduğunu görüyoruz. Yani bu tablo bize, sadece haksızlığa uğrayan mağdur çocuğun değil, zorba davranışı gösteren çocuğun da acil bir rehberliğe ve şefkatli bir desteğe ihtiyaç duyduğunu fısıldıyor.

Ünlü psikolog Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı tam da bu noktada devreye giriyor: Çocuklar dünyayı ve davranış modellerini büyük ölçüde bizi gözlemleyerek kopyalarlar. Ev ortamında ya da yakın çevresinde öfkeye, sert tepkilere maruz kalan bir çocuk, dünyadaki tek iletişim dilinin bu olduğunu sanarak hırçınlaşır. Aynı şekilde sürekli eleştirilen, sesini duyuramayan ve duygularını yaşamasına izin verilmeyen çocukların içindeki o bastırılmışlık, akranlarına karşı bir saldırganlık olarak patlak verebilir. Bu yüzden aile içi tutumlarımız ve çocuğun soluduğu sosyal hava hayati bir önem taşır. Okul öncesinde zorbalığın önüne geçmek istiyorsak, çocuklarımıza sadece harfleri veya sayıları öğretmek yetmez. Onların ruhuna empatiyi üflemek, duygularını doğru kelimelerle ifade etmelerini sağlamak ve kriz anlarında problem çözme becerisi kazandırmak, akademik gelişimden çok daha elzemdir. Sınıflarda yapılacak yaratıcı drama çalışmaları, iş birliğine dayalı grup oyunları ve masal analizleri çocukların birbirlerinin kalbini anlaması için harika köprülerdir. Tabii bu süreçte öğretmenlerin keskin bir gözlemci olması ve ailelerle kuracağı sarsılmaz iş birliği en büyük anahtarımızdır.

Özetle; zorbalık sadece ergenlerin ya da yetişkinlerin dünyasına ait bir gölge değildir. Ne yazık ki küçük yaşlarda şahit olduğumuz pek çok hırçınlık, "Aman canım, çocuk işte, oynarken olur öyle şeyler" denilerek kolayca geçiştiriliyor. Oysa erken çocukluk dönemi, bir insanın karakter sarayının ve gelecekte kuracağı tüm insani ilişkilerin harcının karıldığı en kritik zamandır. Tam da bu yüzden, çocukların birbirlerinin dünyasına nasıl dokunduğuna pürdikkat kesilmek, kalplerinden geçenleri okumaya çalışmak ve ihtiyaç anında onlara doğru pusulayı göstermek hepimizin omzundaki büyük bir sorumluluktur. Çünkü unutmayalım ki; yetişkinlerin gözüne ufacık görünen bir dışlanma veya bir anlık kırgınlık bile, bir çocuğun minik hafızasında ömür boyu taşıyacağı derin bir yara izine dönüşebilir.

Amasya Üniversitesi Eğittim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim dalı Topluma Hizmet dersi kapsamında Dr. Öğrt. Üyesi Gülçin Bilgener rehberliğinde hazırlanmıştır.

KAYNAKÇA

Bandura, A. (1977). Social Learning Theory. Prentice Hall.

Olweus, D. (1993). Bullying at School: What We Know and What We Can Do. Blackwell Publishing.

Perren, S. (2000). “Kindergarten Victims of Bullying: Social Behavior and Peer Relationships.” Journal of School Psychology.

2026 YKS Giriş Yerleri Ne Zaman Açıklanacak? Gözler Ösym Takviminde
2026 YKS Giriş Yerleri Ne Zaman Açıklanacak? Gözler Ösym Takviminde
İçeriği Görüntüle

Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Programı (2024).