Sosyal medyadan sözde paylaşımlar yaparak bir yerleri kasınan ve mesleğini layıkıyla yapan doğru ve dürüst insanlara leke çalmaya çalışan 'kralın soytarısı' olmaya namzet birisi var!..
Kim mi? O zat-ı müptezel kendini çok iyi biliyor.
Bu zat-ı müptezele yazı yazmak da eşyanın tabiatına aykırı ancak toplumda 'BİLİNSİN' böyle soytarılar...
Bu zevat yazı yazmayı bilmez, imlâ kuralı bilmez, Türkçe'yi katledercesine okuduğunu anlamadığı gibi anladığını sandığını da iftiraya dönüştürerek mesleğini özveriyle yapan onurlu insanlara iftira atmayı misyon edinmiştir.
İşin acı tarafı; Bu soytarı, kendini bir mesleğin erbabı diye de nitelendirir her ortamda pişkince. Önyargı gibi olacak ama kibir gerçekten insanı içten değil dıştan da bitirir. Zaten kibirin TEK BİR sahibi var! O da biliniyor zaten.
Böyle kibir içinde yüzerken dürüst insanlara iftira kampanyası başlatmak, soytarılık yapacak bir kral bulma arayışı içinde azami gayret sarfetmeyi görev addederek, hareketler sergilemek tam da "be hey emekçi düşmanı" tanımına münhasır bir soytarı profili çizdi zihnimde.
Dedim ya maalesef bu soytarı, erişemediği, yapamadığı, ulaşamadığı, yetişemediği, beceremediği, yeteneği elvermediği mesleğin zirvesinde kendisini hissediyor; tıpkı eşşeğin sidiğinden oluşan çiş birikintisinin üzerindeki çer çöpün üzerindeki kene misali. Öyle ya o kene de çer çöpün üzerinde kendini büyük bir donanmanın kaptan-ı deryası hissederek 'ileri' diyordu...
Kibir tek değil tabi! İftira, yalan, soytarılık, birilerine öykünme, yaranma, yardakçılık... Artık ne demek isterseniz...
Sonuçta, bu kene misali soytarı hiç olmadığı meslek dalında olduğunu, sosyal medyada bir hesap açınca yettiğini sanıyormuş. Bunca emek veren, evine götürdüğü ekmeği buradan kazanan, şerefiyle, onuruyla yaşayan insanlara iftira atmakta hiç bir behis görmeyen soytarının, yukarıdaki çiş birikintisindeki keneden hiç farkı olmadan fütursuzca saldırarak prim çıkarmaya çalışması da ilginçtir.
Çok şükür bu soytarı ile aynı sosyal medya platformunda bir hesabım yok. Ayrıca, ders alması da kurtarmaz bu saatten sonra ama kibirli bu zevata ders verilse de fayda sağlamaz herhalim.
Yine maatesüf; Bu kene, öykündüğü mesleğin içinden olduğunu ıspatlama arzusu ile yanıp tutuşurken ve kendini dev aynasında gördüğü ortamlara girmeye heveslenirken; diğer yanda ise o ortamlardaki o makamlardakiler bunun ne iş yaptığından bihaber olacaklar ki, bu zat-ı müptezeli davet ya da kabul etmeleri ise ayrı bir paradoks! Gerçi maskeyle geziyor, bu kral soytarılığına namzet zevat!
Netice itibariyle, "Gazetecilik, birilerinin yayımlamasını istemediği haberleri yazmaktır; Gerisi halkla ilişkilerdir" olarak tanımlıyor G.O.!
Tek temennim: Bu tür kene atığı, kendisini meslek erbabı görüp her telden çalan soytarılara insanların itibar göstermemesidir. Zira maalesef günümüzde bolca rastlanabilecek türden bu zat-ı müptezel; doğru, dürüst, ilkeli ve tarafsız habercilik düsturuyla, alın teri ile, helâl lokmasını kazanan meslektaşlarımıza çamur atmaya haddini bir hayli aşarak yeltenmiştir.
Ama yukarıda da bahsettiğim gibi, sidik birikintisinde kendisini 'kaptan-ı derya' olarak hisseden kibirli bir soytarıdan öte de hiçbir yere gidemez.
Buna 'hoşt' demek, hayvana da hakaret olur!
Zira, kendisi harf takıntılı olduğundan biraz da narsist bir yapı olacak ki geçtiğimiz aylarda haddini aşan harf takıntısı içeren ukalaca yorumundan mütevellit bir mecrada engellenmiştir.
Haaa bu arada, dilekçe yazmasını dahi beceremeyen zat-ı müptezelin bile meslek erbabı olarak kendini tanımlaması, maalesef günümüzün yukarıdaki hastalığındandır. Bu yazıdan sonra kendine "dilekçe nasıl yazılır" diye arar artık sosyal medyasından... Hoş, bulsa da öğrenecek potansiyeli olduğunu sanmıyorum.
Bu zihniyet "İdiyot mu, embesil mi, moron mu diye tanımlanır?" bende bilmiyorum ama sosyal medyada kralın soytarısı olmaya namzet olarak karalamaya çalıştığı yazısına istinaden 'idiyot' sanki daha uygun gibi bu kenenin tarifi için.
Zaten altın çamura düşünce değer yitirmiyor, senin gibi tenekeyi de herkes kadifeyle parlatsa kaç yazar, her yerinden pas akıyor ki.
Hûlasa...
Öncelikle insanlara çamur atmamak yeğdir, zira insanların içinde maske takarak gezinmek de çok omurgasızca bir davranış bence. Sosyal medyadan bilgiçlik taslamalar, hümanizm ve aydın ayaklarına yatmalar da kurtarmıyor bu hayatta!.. İnsan ya olduğu gibi görünmeli ya da göründüğü gibi olmalı... Pek anladığını ya da anlayacağını da düşünmüyorum bu zat-ı müptezelin ama laf da anlayana söylenir! Ne aslan sırtlanı ne de sırtlan aslanı doğurur! Adam olmak apayrı birşey...
Bu zat-ı müptezel, zaten kendini biliyor.
Böyle tekil bir yazı yazacağımı bende düşünmemiştim. Ama bilenler zaten biliyor -bu- türünün nesli daha tükenmemiş soytarısını... 'Bu' ne idi acaba? İşaret zamiri mi, işaret sıfatı mı diyecek şimdi... Öğrenme potansiyeli yok ama bunu da belki sorar bir bilenine...
NOT: Muhtemelen bu muhakeme yeteneğinden yoksun soytarı, yukarıdaki yazıyı da cımbızlar ama önemli değil... Yine de ben insani olarak, önemli
bir rahatsızlık olarak düşündüğüm yukarıdaki hastalığın hiçbir insana musallat olmaması temennimi insani olarak belirteyim.
Sonuçta insanız. Bazen bu tip kibir abidesi kasıntı müptezeller kendine pay biçse de bu hayatta, dünya dönüyor.
EROL YILMAZ