Memleket değil mesele, kişiler.
Önemli olan çocuklar değil, şahsiyetler.
Bir Mahir Kaya geçti bu ilçeden…. İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde çalışan, didinen, dert edinen bir geçti. Sadece mesaisini dolduranlardan değil; sorumluluk alan, taşın altına elini koyan, ilçesini kendi evi gibi gören bir anlayışın temsilcisiydi.
Onun için ilçemizin gençleri, çocukları “başkalarının evlatları” değildi.
“Bizim çocuklarımız onlar, bizim evlatlarımız” diyebilen bir bakıştı bu. Makamdan değil, vicdandan beslenen bir duruştu.
Ama ne yazık ki kazanan yine şahsiyetler olmadı.
Şimdi sormak gerekiyor:
Nereye gidiyoruz böyle?
Nereye varmayı düşünüyorsunuz?
Her yerde aynı anlayış, aynı cümleler:
“Benim adamım olsun yeter.”
Yeterli mi?
Yapabilir mi?
Ehil mi?
Bunların hiçbirinin önemi yok.
“Benim adamım olsun” deniyor, gerisi teferruat sayılıyor.
Oysa mesele “benim adamım” meselesi değil.
Mesele, işin ehli olması.
Mesele, çocukların geleceğine kimin dokunduğu.
Bir koltuğa oturan kişinin, yarın yüzlerce çocuğun hayatında iz bırakacağını bilmesi.
Liyakat…
Bir kez daha söylemek gerekiyor:
Liyakat, liyakat, liyakat.
Bu bir tercih değil, zorunluluktur. Liyakat yoksa adalet olmaz, adalet yoksa umut kalmaz. Bugün “sizin adamınız” kazanabilir ama yarın bu ilçenin çocukları kaybeder. Asıl kayıp da budur.
Mahir Kaya gibi gençler küstürülürse, çalışanlar değil; susanlar ödüllendirilirse, yarın bu memleket “neden ilerleyemiyoruz” sorusunun cevabını çoktan kaybetmiş demektir.
Son söz net olsun:
Memleket, adam ister.
Ama “adamım olsun” diyenleri değil,
şahsiyetli ve liyakatli insanları ister.