Tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerle çekilen fotoğrafların paylaşılması, kişiler açısından bir statü göstergesi mi? Bireyler sosyal medya üzerinden görünür olmaya mı çalışıyor? Bingöl’ün toplumsal yapısını yakından inceleyen sosyolog Doğan Karasu ile bir araya geldik. Bingöl Kent Haber’e özel açıklamalarda bulunan Karasu, sosyal medyaya ilişkin birçok konuyu sosyolojik açıdan değerlendirdi.

Sosyal medyanın hayatımızdaki yerini, bireylerin davranışlarını nasıl dönüştürdüğünü ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkilerini samimi ve çarpıcı örneklerle anlattı. Bingöl özelinde de açıklamalarda bulunan Doğan Karasu, günümüz dijital dünyasına dair dikkat çeken tespitlerde bulundu. İşte Sosyolog Doğan Karasu’nun değerlendirmeleri…

‘MADEM MEDYAM YOK, BARİ SOSYAL MEDYAM OLSUN’

1-Günümüzde sosyal medya kullanımın nasıl değerlendiriyorsunuz?

En son söylenebilecek cümlelerden birini daha başta kurayım: Her türlü medya önemlidir. Medya, yasama, yürütme ve yargıdan sonra dördüncü güçtür. Medya denen bu dördüncü güç, sonraki dönemlerde ilk üç güce eklenmiştir. Sağlıklı bir toplum ve devlet yönetiminin olması için ilk üç güç yeterli gelmemiştir ki medya da bir güç olarak var olmuştur. Yasama, yürütme ve yargının konumlandığı yer ile medyanın konumlandığı yer ise farklıdır. Yasama, yürütme ve yargı bağımsız olsa da —ki bu çoğu zaman mümkün olmayabiliyor— bu üç güç için ibre daima devlete ve iktidarı elinde bulunduran güce dönüktür. Medyanın işlevi farklıdır ve bu noktada devreye girer. Bağımsız ve tarafsız, devlet ve iktidar ile ayrışmış medyadan söz ediyorum tabii. Gerisi zaten medya değildir; yasama, yürütme ve yargıya eklenmiş bir güç olur ve sonunda dördüncü gücü tek güç hâline getiren yapının bir elemanına dönüşür. Kastettiğim medya; devletten ve iktidardan bağımsız, devlet ve iktidarla hiçbir organik ya da inorganik bağı olmayan, bütünüyle halkın yanında pozisyon almış, her yönüyle bağımsız medyadır. Bu medya ve bu medyayı besleyen kültür kolay oluşmaz; sürdürülebilirliği de kolay değildir. Bunun için de bir sürü şart gereklidir.

İhtiyaçlar hiyerarşisini oluşturan ihtiyaçların önemli bir bölümünü karşılamış ve olgun; sosyal olarak güçlü, toplumsal çeşitliliği değerli gören, birey olma becerisini teşvik eden, eğitim ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamış, farklılıkları bir zenginlik olarak kabul etmiş bir toplumun varlığı gerekir. Bunun yanında ekonomi, siyaset, ahlak, demokrasi, insan hakları, yerleşik kurum ve değerler, normların belirleyiciliği, çoğulculuğu kabul eden ve teşvik eden hukuk anlayışı ve düzeni gibi parametrelerin de bulunması gerekir. Medyayı anlamlı ve değerli kılan budur. Bu ve benzeri parametreler olmayınca medya da görünür olma dışında bir kimliğe ve kişiliğe sahip olamaz. Gerçek anlamda dördüncü güç olma sorunu birçok toplumda ve ülkede yaşanmaktadır.

Gerçek medya kurumsallık gerektirir; onu denetleyen ve yönlendiren güçler vardır. Bir bakıma “denetimli serbestlik” gibi bir ruhun etkisi altındadır. Herkes görüş beyan edemez, beyan edilen her görüşe yer verilemez. Beyan edilen bir görüş sadece görüşü beyan eden kişiyle sınırlı kalmaz; görüşe yer veren medya kuruluşunu da etkiler. Sosyal medya ise yenidir; gelişen teknolojiyle birlikte hayatımıza girmiştir. Çok çeşitlilik arz eder, bireyseldir; nasıl ve ne kadar kullanılacağına sosyal medya hesabının sahibi karar verir. Başıboşluk, hesapların belirsizliği, kontrol dışılık, inisiyatifin hesap sahibinde olması, otokontrol mekanizmasının bireyselliği ve zaman zaman yetersiz kalması, paylaşımların ikinci bir kişinin denetiminden geçmemiş olması, ilke ve ahlaki sınırların belirsizliği ve kişi tarafından belirlenmesi, amacı dışında kullanılması gibi çok sayıda olumsuz özellik barındırıyor olsa da önemlidir ve gereklidir.

Sosyal medya; sesini duyuramayan, baskılanan, konuşamayan ve konuşmak istese bile sesine yer verilmeyen kişilerin kullandığı, ekonomik olarak maliyet gerektirmeyen bir alandır. Devletin ve iktidarın istediği gibi dizginleyemediği, bütün inisiyatifin neredeyse kullanıcıda olduğu bir platformdur. Bu medyayı kullanan kişi tümüyle özgür değildir şüphesiz. Hatta bulunduğu yer bile onun hareket alanını ve hareket biçimini belirler. Avrupa’daki bir Bingöllünün sosyal medyayı kullanma özgürlüğü ve özgünlüğü ile Bingöl’deki bir Bingöllünün sosyal medyayı kullanma özgürlüğü ve özgünlüğü asla aynı olamaz; arada dağlar kadar fark vardır. Ama ne olursa olsun sosyal medyanın varlığı çok önemlidir. “Madem medyam yok, bari sosyal medyam olsun.” seçeneğini sunması açısından değerlidir.

BAŞKALARININ GÖZÜNDE VAR OLDUĞUNU HİSSETME DUYGUSU KÜÇÜMSENEMEZ!

2-İnsanlar neden sürekli kendilerini görünür kılma ihtiyacı hissediyor?

Bir defa şunu belirtmeliyim: Sosyal medya platformunu kullanan her kullanıcının, çoğu görünür olmayı istiyor olsa da, kendisini görünür kılma ihtiyacı duyduğunu düşünmüyorum. Kimi kullanıcıların başka seçeneği olmadığı için, kendisini ancak bu kanal üzerinden ifade edebildiği için bu platformda yer aldığına inanıyorum. Şunu söyleyebilir misiniz: İstediğim düşüncemi, projemi, talebimi, tutumumu vb. istediğim medyada veya birçok medyada dile getirebilirim? Yok, böyle bir dünya yok.

O zaman kendini ifade etme ihtiyacı ile her iki durumda da görünürlük vardır; kendini görünür kılma isteğini bundan ayırmak lazım. İhtiyaçtan kaynaklı sosyal medya kullanmak kişi için bir zorunluluk olabilir ama görünür olmak için sosyal medya kullanıcısı olmak farklıdır. Mesela, maden ocaklarına karşı net bir tutumu olan birisinin sosyal medyayı kullanması ile kahve fincanı paylaşımı yapan bir kadının paylaşımı aynı paydada birleşmez. Hatta kahve fincanı ile görüntüsünü paylaşan bir kadın ile sadece kahve fincanını paylaşan bir kadının görünür olma isteği bile aynı değildir. Görünür olma isteği, “Beni görsünler” tezi üzerinden şekillenirken, “Maden ocakları olmasın” diyen biri ise olayın önceliği üzerinden sosyal medyada vardır.

Gelelim görünürlük meselesine. Bunun çokça nedeni vardır. Ama bunlardan birkaçı zikredilebilir. Birincisi, bu platform kimi insanlar için bir ihtiyaçtır. Derdini anlatma imkânı yoktur; sosyal medya platformu ona bu olanağı sağlar. Bu ihtiyaç toplumculuk temellidir; burada kişiden ziyade toplumun sözcülüğü söz konusudur. Hatta kişi bunu yaparken risk de alır. Zaman zaman “Niye sen, niye başkaları değil, başını derde niye sokuyorsun?” vb. telkinlerle karşılaşır.

Görünür olma isteğinin psikolojik, sosyal ortamda belirginlik kazanma, onay görme, varlığına anlam katma, toplumla bağ kurma, anlaşılma, topluma var olduğunu hissettirme, kendini gösterme isteği, değerini kanıtlama arzusu, dış dünyada bir iz bırakma ve var olduğunu gösterme gibi sebepleri vardır.

Başkalarının gözünde var olduğunu hissetme duygusu küçümsenemez. Bu da psikolojiktir. Özsaygı eksikliği, eksik kalmış olma hissi, yetersizlik vb. özelliklere sahip bireyler, dışarıdan temin ettikleri dikkat ve onay ile bu açıklarını kapatmaya çalışırlar. Bu yolla başkaları senin duygu ve düşüncelerini, varsa hikâyeni, yaşam perspektifini vb. tanıma olanağı bulur. Bu olanak, toplum içinde öne çıkma ve farklı kaynaklara ulaşma imkânını geliştirir; saygınlık kazanmana yol açabilir.

Bu görünürlüğün bir ölçüsü ya da belli bir konusu yoktur. Burada onlarca parametre işleyebilir. Bir konuda da kendini görünür kılabilirsin, birçok konuda da kendini görünür kılabilirsin; hatta her konuda kendini görünür kılman mümkündür. Mesela, sadece hayvan sesi çıkararak ya da dans ederek bunu yapabildiğin gibi, birçok farklı içeriği bir araya getirerek de bunu yapman mümkündür.

Özünde bir hayat yaşıyorsun; seni senin bilmen sana yetmiyor, başkalarının, hatta mümkünse herkesin seni bilmesini istiyorsun. Ama bu duygu herkes için geçerli değildir şüphesiz. Çeşitli nedenlerden dolayı sosyal medyayı kullanmayanlar, çok sınırlı bir biçimde kullananlar, bütün sosyal medya platformlarında hesabı olanlar, kimi sosyal medya hesaplarına mesafe koyanlar vardır. Bir de hiçbir sınır tanımayanlar ve hatta bir paylaşımı “öne çıkaran”, “Bir yorumda senden bahsetti” vb. bildirimler üzerinden kendisini senin gözlerinin içine sokmaya çalışanlar da yok değildir.

SOSYAL MEDYADAKİ HER HAYAT NEREDE İSE KUSURSUZ!

3-Sosyal medya kullanımının bireyler ve toplum üzerindeki etkileri nelerdir?

Sosyal medyayı tek bir medya aracıymış gibi düşünmemek lazım. Kendi içinde farklı segmentlere sahip. İnternet gazeteciliğinden tutun internet televizyonculuğuna, Facebook'tan tutun TikTok'a, WhatsApp'tan tutun Instagram'a vb. sürülerce seçenek var. Her bir seçeneğin kitlesi farklı ama sonuçta hepsinin birey ve toplum üzerinde bir çeşit olumlu veya olumsuz yansıması vardır. Toplumu manipüle eden, toplumsal değerleri aşındıran, trol çalışması yapan, itibar suikastı gerçekleştiren vb. içerikler olumsuz etkiler yaratıyor. Mahremiyeti yok ediyor, insanı sosyal hayattan izole ediyor, yüz yüze iletişimi ortadan kaldırıyor, bireyler arasında kutuplaşmaya yol açıyor, insanların kendi hayat parametrelerini başkalarının hayat parametreleri ile kıyaslamasına neden oluyor. Bu da psikolojik kimi sorunlara neden olabiliyor

Sosyal medyadaki her hayat nerede ise kusursuz. Kendi hayatın ise sıradan, normal. Kendini yetersiz görüyorsun, güven duygun zayıflıyor. Normal hayatı yaşayamıyorsun. Siber zorbalık yaşama riski de var tabi.

Olumlu tarafları da var şüphesiz. Dünyanın her tarafındaki sevdikleriniz ile ücretsiz konuşabiliyorsun. Çok önceleri PTT’ye gidiyorduk, telefon açmak için sıraya yazılıyorduk, uzun süre bekliyorduk ve sıramız gelince telefon açabiliyorduk. Farklı ve yeni insanlar ile ilişki geliştirebiliyorsun. Dünya elinde, herkes karşında olabiliyor. Bu nimmet en çok da sağır ve dilsizler için önemlidir, sağır ve dilsiz birilerini bu imkan üzerinden konuşuyor görmek beni dehşet sevindiriyor mesela.

İstediğin içeriklere ulaşmanız mümkün. Güncel gelişmelerden haber alabiliyorsun, eğitim alabilir ve eğitim verebilirsin. Her türlü uzmanlık alanı ile ilgili içeriklere ulaşmanız mümkün.

Benzer ilgi alanlarına, bu alanlarda çalışan topluluklara ulaşabiliyorsun. Ekoloji, çevre ile ilgili gruplarla iletişime geçip o grubun bir parçası olabiliyorsun. Bir konuda görüş beyan edebiliyorsun, o konu ile ilgili görüşlerden yararlanabiliyorsun. Organize olabilir, birlikte mücadele edebiliyorsun.

Alışveriş imkânı sunuyor, farklı seçenekleri görme olanağı sağlıyor.

KENDİMİZİ OLDUĞUMUZ GİBİ YANSITMALIYIZ!

4-Sizce sosyal medya nasıl kullanılmalı?

Dikkatli ve sorumluluk bilinciyle kullanılmalıdır. Sosyal medyaya çok fazla zaman ayırmamak gerekir. Her türlü bildirime açık olmamak lazım. Arada bir ya da bazı günlerde sosyal medya kullanılmamalıdır. Her içeriği beğenmemek, çok seçici davranmak gerekir. Hiçbir biçimde IBAN, telefon numarası, adres ve özel bilgiler kişisel hesaplarda paylaşılmamalıdır.

İletişim adabına, kişi hukukuna ve dile dikkat edilmelidir. Rahat bir ortamdır diye insanlara karşı rahat davranılmamalıdır. Muhatap karşımızdaymış gibi davranılmalıdır. Herkese cevap verilmemeli, gereksiz tartışmalara girilmemelidir. Yanlış bir bilgi paylaşılmışsa düzeltilmelidir. İkinci kişiye cevap hakkı doğuracak bir durum söz konusuysa ve kişi işin bir yerinde yoksa, bilgileri paylaşmaktan imtina edilmelidir. Hesabın çalınmasını zorlaştıracak tedbirler geliştirilmelidir. Tahmin edilmesi zor, karmaşık şifreler kullanılmalıdır. Herkesin hesabı resmî olmalı; kişinin adı, soyadı, kimlik bilgileri ve fotoğrafı bulunmalıdır.

Mesela, geçenlerde biri yaptığım paylaşıma hakaret içerikli bir cevap yazmıştı. Önce ilgilenmedim, değersiz gördüm. Sonra bu davranışı tekrar etti. Profiline baktım; fotoğrafı yok, hiçbir paylaşımı yok, hiçbir takipçisi yok. Sadece bir kişiyi takip ediyor, o da benim. Serdar Aziz adında sahte bir isim kullanıyor. Ne yani? Sadece bana cevap yazmak, hakaret etmek ve eleştirdiğim konu ile o konunun müsebbiplerini savunmak için bir hesap açmaya değer mi? Bu ne yani?

Toplum ahlakına uymayan, hukuk sınırlarını zorlayan içerikler paylaşmamalıyız. Zorbalıktan kaçınmalı, hakaret içermeyen bir dil kullanmalıyız.

İnsanları yanıltacak davranışlardan ve hayali kimlik kullanmaktan imtina etmeliyiz. Kendimizi olduğumuz gibi yansıtmalı, olduğumuzdan farklı göstermemeliyiz. Başkalarına ait fotoğrafları profilimizde kullanmamalı, farklı bir karakter çizmeye çalışmamalıyız. İnsanları tuzağa çekmemeli; samimi ve dürüst olmalıyız.

Doğru ve faydalı içerikler üretmeliyiz. Vereceğimiz bilgi doğru olmalıdır. Bilmediğimiz konuları paylaşmamalıyız. Aslında sosyal medya, bir nevi eğitici bir alan olmalıdır.

GERÇEK YAŞAMDAKİ KİMLİĞİ FARKLI, SOSYAL MEDYADAKİ KİMLİĞİ İDEALDİR!

5-Sosyal medya, insanların kendilerini olduklarından farklı göstermelerine zemin hazırlıyor mu?

Evet, çokça yapılan bir iş. Gerçek yaşamdaki kimliği farklı, sosyal medyadaki kimliği idealdir mesela. Kendisi değil de, olmak istediği kişi gibi profil çizebiliyor. İdealize edilmiş paylaşımlar, başkalarına ait yaşam kesitleri, muhatabına göre kimlik inşa etme, kusursuz görünme, eksiksiz bir imaj oluşturma, karşındakinin benimsemediği özelliklerini gizleme vb. bir çok manipülatif tavır ve rol geliştirilebiliyor.

En doğal haliyle değil, en iyi haliyle insanlar sosyal medyada görünür oluyor. Kusursuz görünme refleksi. Oysa kim kusursuz ki? Konuşmaların içeriğini temizliyor, doğallıktan uzak bir görüntü sergiliyor. Son zamanlarda yapay zekâ da bu alana girdi. Gerçek ile kurgu iç içe geçti. Hatta gerçeğin yerini kurgu almaya başladı. Normal hayatta cümle kuramayan kimi sosyal medya kullanıcıları yapay zekâ ile seviyelerinin çok ama çok üzerinde içerik üretebiliyorlar.

Aslında sanal kimlik inşası sosyal medyanın önemli sorunlarından birisidir.

SOSYAL MEDYA BİR GÜÇ ALANI VE GÖSTERİ ORTAMIDIR!

6-Bugün sosyal medyanın yalnızca bir iletişim ve paylaşım aracı olmaktan çıkarak, aynı zamanda bir güç ve prestij göstergesi olarak da kullanıldığını söyleyebilir miyiz?

Bingöl’de 27 Yıllık Husumet Son Buldu
Bingöl’de 27 Yıllık Husumet Son Buldu
İçeriği Görüntüle

Sosyal medya aynı zamanda sosyal panayırdır, güç alanı ve gösteri ortamıdır. Bireyler bu alanı gösteri mekânı, güç alanı olarak kullanabiliyor. Sahip olduğu evi, eşyayı, arabayı, gittiği tatil ortamını ve imkânlarını, şirketi, ailesini, aşiretini vb. kullanarak kendisini görünür kılabiliyor. Kimse en zayıf anını paylaşmıyor tabi.

Kariyer sahibi biri ile resim ve video paylaşmak, zengin birinin yanında görünmek, statüsü olan biri ile ‘fikir teatisinde bulunduk’ notunu düşerek paylaşım yapmak var tabi. Zannediyorsun ki, bir siyasetçi, bürokrat, vali, kaymakam, önemli bir iş adamı onun bilgisinden ve görüşlerinden, önerilerinden faydalanarak işe koyuluyor.

Bakıyorsunuz 40 yıldır aktif olarak Bingöl siyasetinin önemli bir aktörüdür. Her bayramda aynı köye gidiyor ve her gittiğinde de ‘köyün sorunları konusunda önemli fikir alış-verişinde bulunduk, rabbim mahcup etmesin’ notunu paylaşıyor. Zaten bir defa gitmiş ve sorunu konuşmuşsan ve o sorunu çözememişsen ‘mahcup’ değilsin artık. Aslında Allah seni ‘mahcup’ etmiştir. Ama sen hala sorunu çözmemenin bedeline Allah’ı ortak etmeye çalışıyorsun.

Herkes kendi medyasını kurabildiği için kendi paylaşmak istediklerini de paylaşabiliyor. Topluluklar da bu alanı güç ve gösteri ortamı olarak kullanabiliyor. Siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, devleti yönetenler, fenomenler, aşiretler de bu ortamı güç ve gösteriş ortamı olarak kullanıyor. Her topluluk kendi amaçları doğrultusunda bu alanı kullanabiliyor.

Ekonomik alanda da bu mecra kullanılmaktadır. Mal ve hizmet pazarlama, talep oluşturma, alışveriş yaptırma işlemleri de söz konusu. Bir de dijital içerik üretenlerin ekonomik kazanç temini söz konusudur.

SOSYAL MEDYADA GÖRÜNÜRLÜK İÇİN “BİNGÖL’ÜN ÖTEKİLERİ” KULLANILIYOR!

7-Tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerle çekilen fotoğrafların paylaşılması, kişiler açısından bir statü göstergesi olarak mı algılanıyor? Sizce bu tür paylaşımlar kamu üzerinde nasıl bir etki oluşturuyor.

Sosyal statü; bir bireyin toplumdaki yerini, itibarını ve prestijini ifade eder. Bir başkasının statüsüne ortak olmak veya dâhil olmak, genellikle o kişinin sahip olduğu sosyoekonomik imkânları, çevreyi ve tanınırlığı paylaşarak aynı saygınlık alanında konumlanmayı ifade eder. Birey, kendisini ilgili sosyal statü ile özdeşleştirir ve onun itibarından pay almaya çalışır.

Kimse, sahibi olduğu statünün altında kalan bir statüden pay almaya çalışmaz; zaten bu mümkün de değildir. Ama görünürlüğünü artırmak için kimi zaman bu yolu kullananlar da yok değildir. İtibar, kazanılmış statüler üzerinden sağlanmaya çalışılmaktadır.

Tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerle çekilen fotoğrafların paylaşılması, kişiler açısından bir statü göstergesi olarak algılanmaktadır. Mesela kimse sıradan bir siyasetçi ile fotoğraf çekip paylaşmaz. Cumhurbaşkanı varken cumhurbaşkanı yardımcısı (kendileri Bingöllü), bakan varken müdür, belediye başkanı varken belediye çalışanı ile fotoğraf çekinmez ve çekilen fotoğraf sosyal medya hesabından paylaşılmaz. Ya da emniyet müdürü varken gece bekçisi, jandarma komutanı varken asker ile kim niye fotoğraf çekip sosyal medya hesabından paylaşsın ki?

Sadece fotoğraf çekmiyorlar; ilgi ve alakalarına teşekkür ediyorlar, fikir teatisinde bulunduklarını beyan ediyorlar. Hatta iktidar milletvekili ile fotoğraf çekmek, muhalefet milletvekili ile fotoğraf çekmekten çok daha itibarlı görülüyor. Statünün sağladığı itibardan itibar kazanmak söz konusu oluyor.

Statü sahibi biriyle yan yana görünmek ve bu görüntüyü sosyal medya hesabından paylaşmak, bireye dışarıdan prestijli veya önemli biriymiş algısı yaratma imkânı sunuyor. Bu paylaşım çok az sayıda beğeni alsa bile.

Statü sahibi olan bir figürle aynı karede olmak, bireye o ünlüyle ortak bir deneyim yaşadığı ve ona rahat ulaşabildiği görüntüsünü katıyor.

Hatırlayabildiğim kadarıyla benim bu yönlü bir fotoğraf albümüm yok. Siyasi olarak sadece Ahmet Türk, sanatçı olarak ise Mikail Aslan ile çekilmiş bir fotoğrafım var. Onun dışında birlikte çekildiğim ve kendi sosyal medya hesabımda paylaştığım bir fotoğraf yok. Aslında son dönemlerde başladığım bu video meselesi olmasa, kendi hesaplarımda kendime yer vermeyi de sevmiyorum. Ama insanlar sesli konuşma yerine görüntülü ve sesli konuşmayı dinlemeyi tercih ediyor. Bu konuda bir deneme yaptım. Görüntümün olmadığı ama konuyu anlattığım bir videoyu paylaştım ve görüntülenme sayısına baktım. Aynı konuyu, görüntümün olduğu bir videoyla da paylaştım ve görüntülenme sayısını kontrol ettim. Konu ve konuşan kişi aynı olmasına rağmen, görüntümün olduğu videonun diğer videodan katbekat daha fazla izlendiğini gördüm. Ben de görüntülü konuşmayı tercih ettim. Mesela özel olarak bir vali ile çekilmiş tek bir fotoğrafım bile yok. Hele böyle el tutuşurken çekilmiş bir fotoğrafım hiç yok; Allah nasip etmedi vallahi

Ama eski Bingöl valisi İrfan Balkanlıoğlu ile bir arada göründüğümüz fotoğraflar medyada var tabi. Ama kendi hesaplarımda yok tabii. O da bir proje kapsamında aynı ortamı paylaşmıştık ve o resimler o vesile ile çekilmişti. Dernek ve Kooperatif faaliyeti kapsamında. Ürettiğimiz ürünlerin üzerine nakış ile Kürtçe özlü sözler yazmıştık. Vali Bey bir sürü bürokrat ile birlikte ‘Sanat Sokağı’ndaki sergimize gelmişti. O sözlerin yazılı olduğu ürünlerin olduğu bölüme gelince ortamı kızarak terk etmişti. Kendileri kızıp gidince, kendilerinden önce Bingöllü bürokratlar tüymüştü. Allah var, bürokratlar tehlike anında ‘ışık hızı’ndan bile hızlıdır. Neyse, köprünün altından çok sular geçti. 20 yıl önce yaptığımızı şimdi devlet yapmaya başladı. Belirteyim, Sayın Bingöl Valisi Dr. Cahit Çelik Bey’in geçenlerde bir dengbêjin evine misafir olması iyi bir jestti. Şimdiye kalmamalıydı, yıllar önce olmalıydı bu. Çok zaman, kaynak, emek ve en önemlisi de insanımızı kaybettik.

Tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerle çekilen fotoğrafların paylaşılması, bu tür paylaşımı yapanı görünür kılıyor. İnsanlar üzerinde kısmi bir etki oluşturabiliyor. Aslında statü sahibine bir şey katmıyor, statünün gücü eşliğinde kendisini görünür kılmaya çalışan kısmı görünürlülük kazandıryor. Başkalarının nazarında bu adam vali, siyasetçi, bürokrat, işadamı vb. statüsü olan kişi ile rahat görüşebiliyor, onun ile samimi, isterse iş yaptırabilir düşüncesine ve algısına yol açabiliyor. Bir de sosyal medya kullanıcısı kendi arşivine bir anı ekleme olanağına kavuşmuş oluyor.

Kimileri için bu tür paylaşımları yapmak bir hobi, hatta yapmak zorunda olduğu hareket. Adam takım elbisesini giyiyor, ceketin cebine mendil yerleştiriyor ve Ankara’daki, ulaşabiliyorsa bakan, ulaşamıyorsa bakan yardımcılarını bir bir dolaşıp resim çektiriyor ve bu resimleri sosyal medyasında paylaşıyor. Bir de ‘memleket meselelerini istişare ettik’ notuyla. Görünür olma isteğini sosyal statü ile özdeşleştirip topluma sunma isteği. Mesela ben 2-3 bakan dışında bakan adı bilmiyorum ama adam bütün bakan yardımcıları ile aynı karede görünebiliyor.

Herkes tanınmış kişiler ile görünür olmayı düşünmüyor tabi. Bazen de bilinen kişiler memleketin ötekileri ile fotoğraf çekip görünür olabiliyor. Mesela eski Bingöl valisi Ali Mantı sürekli ‘Mehmet Başkan’ ile fotoğraf çekip paylaşıyordu. Sanki Bingöl’de hiçbir mesele yok, hiçbir mesele onun ilgi alanına girmiyor gibi. Bu tablo ve tabloda yer alan figürler eski Bingöl valisi Ali Mantı ile sınırlı değildi, bürokratlar, yöneticiler de yer yer bu görünürlülüğe ortak oluyordu.

Yine ‘Bingöl’ün Ötekileri’ (tanınmış ve daha ziyade zihinsel engelli kardeşlerimiz) ile fotoğraf çekerek sosyal medyada görünür olmaya çalışanlar da yok değil.

Yoksa gerçekten muhalif, ‘öteki’ olarak kodlanmış kişiler ile bir bürokratın, siyasetçinin, işadamının aynı karede görünmesi söz konusu bile olamaz. Bu konuda herkes son derece dikkatlidir. Bir hakkı da teslim etmek lazım. Bu görünmeme sadece tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerin koyduğu rezervden kaynaklanmıyor, Öteki/muhalif olarak kodlanmış şahısların bu görünürlülükte yer almak istememeleri de söz konusu olabiliyor. Veya zaten olmadı, olmayacak düşüncesi ve duygusu. İhtimaldir ki, ‘görüşülebilir’ ve mümkün ise ‘görüşülmesin’lerden oluşan bir isim listesi sümen altında tutulur ve bir sonraki koltuk sakinine bırakılıyor olabilir.

8-Bingöl gibi küçük ve orta ölçekli şehirlerde sosyal medya üzerinden oluşturulan güç algısı daha mı etkili oluyor?

Güç ile anılmak, gücün paydası olmak her zaman önemli olmuştur. Gücün dayandığı zemin sosyal görünürlükten pay almayı artırıcı bir faktör. Geçmişte de böyleydi, değişen sadece gücün yapısındaki değişim, kayma. Çok sayıda erkek çocuk sahibi olmak isteği güç ile izah edilebilir. 7/8 erkek çocuğu olan birisinin özgüven duygusu ile 7/8 kız çocuğu olan birisinin özgüven duygusu aynı mıydı? Değil şüphesiz. İnsanlar gidip ağalarla, güçlü toplumsal figürlerle ‘kirvelik’ yapıyordu. Kız kaçırdığında güçlü, itibarlı, meseleyi çözen birinin evine götürülürdü. Bir husumet olduğunda güçlülerden yardım talep edilirdi.

Güçlü olmak ile güç algısı yaratarak güçlüymüş gibi algı oluşturmak farklıdır şüphesiz. Bugün de güç algısı oluşturuluyor ve bunun için en etkili araçlardan biri hatta en etkili araç sosyal medyadır. Bayramlaşmada aile bireylerini, köylülerini toplayıp fotoğraf çekmek ve bunu sosyal medyada paylaşmak. Yine aşiret bireylerini bir araya getirmek, tek değilim, biz çok kişiyiz demek gibi. Siyasi partiler, cemaatler, gruplar da bu işleyişin bir parçası olabiliyor.

Bazı sosyal hesaplar oluşturdukları takipçi sayısı ile oluşturdukları gücü hem kendileri için hem de başkaları için kullanmaya çalışıyor. Kendi çalışmalarını yürütürken başkalarının reklamını da yapmaya çalışıyor. Bunu ya para, ya arkadaşlık duygusu, ya sosyal çevre, ya da derin ilişkilerin önerisi ile yapabiliyor. Bu duygu ve düşünce ile birini toluma tanıtmaya çalışıyorlar. Bu özellikle siyasi PİAR çalışmalarında ön plana çıkıyor. Sosyal medya A partili değildir ama A partiden birinin PİAR’ını yapabiliyor. Diyelim ben bir konuda layt, liberal, kimseye dokunmayan bir açıklama yapmışım. Hesap sahibi o açıklamamı ve resmimi olduğu gibi kendi hesabından yayınlıyor.

Toplum sorunlarını gündeme getiriyor görüntüsünü vererek güç oluşturan sosyal medya anlayışı ve hesapları da yok değil. Küçük sorunları ‘ilgili kurumun yöneticilerine haber veriyorum’ formatında işliyor ve servis ediyor. Asla eleştirel bakmıyor ve o formatı kullanmıyor. Vatandaştan gelen diye başlıyor. Kendisini kurum yöneticilerinin olabilecek şerrinden korumak için vatandaşı kullanıyor. Vatandaştan gelen ne? Bir yerde çöp bidonu yok, bir yerde çukur var, başıboş bir inek görülmüş, sahipsiz bir köpek dolaşıyormuş vb. bilgiyi fotoğrafları ile veriyor. İlgili kurumun elemanları bu olaya müdahale ediyor. Hesap sahibi boş durmuyor tabi. Bu defa da müdahale edilmekte olan, müdahale edilmiş haldeki fotoğrafları sosyal medya hesabında paylaşmaya başlıyor. Ama aynı hesap sahibi maden ocaklarına, barajlara, orman katliamlarına, yolsuzluklara, usülsüzlükler vb. riskli ve kendisi için sorun oluşturan alanlara girmiyor. Girse bile bir defa ve kıyıdan yaklaşıyor. Hele hele muhalif mahallede yaşanan bir mağduriyeti asla görmez. Niye? İktidar ile yüzleşmek istemez. İleride ben de bu konuya girdim savunması için argüman oluşturmak amacıyla yapıyor. Mini, lokal bir Saadettin Teksoy örneği.

Bir de yalakalık yaparak güç oluşturma, güçten yararlanma çabaları var. Hiçbir şey yokken gemde. Bu yolla hem görünür olmaya çalışıyor, hem ilgili kişiyi görünür ve taktir etmeye çalışıyor, hem de görünür ve taktir ettiği kişiye işi düşmesi halinde bu işini yaptırmanın altyapısını oluşturmaya çalışıyor veya öyle düşünüyor. Övdüğü kişi de öyle ben, siz, bir gariban değil, statü sahibi kişilerdi. Örnek: Bingöl milletvekili meclisteki turuncu koltuklarda oturuyor ve ‘Gazi meclisimizdeki çalışmalarımıza devam ettik’ resmini ve bilgisini paylaşıyor. Bu tip sosyal medya kullanıcı ise vekilin yaptığı paylaşımın altına ‘sayın vekilim Allah güç ve kuvvet versin, çok çalışıyorsunuz, çok yoruluyorsunuz, Allah yar ve yardımcınız olsun’ vb. yorumları döşüyor. Milletvekili çalışmış mı, çalışmamış mı, ne kadar çalışmış, meclisteki devam süresi ne kadar, yapılan çalışmanın hazırlığında bir rolü varmı, itiraz ve düzeltme iradesi mevcut mu? vb. konular onu ilgilendirmiyor. Onun amacı bu statüden nasıl faydalanabilirim. Biliyoruz ki, meclisin kanun yapmada hiçbir rolü yok. Kanunların yazım aşamalarına dahil değiller. İktidar partisi milletvekilleri bile kanun meclise geldiğinde kanunun içeriğinden haberdar olabiliyor ve inanmasalar bile kanunun teklifinin kanunlaşması yönünde oy kullanmak, hatta bunun için muhalif milletvekillerini dövmek zorundalar.

İyi bir sosyal medya okuyucu olmak çok keyifli. Toplumsal süreci, değişimi, değişime bağlı kulvar değiştirmeyi gün be gün görmek mümkün. Bir dönem iktidar yanlıları Hz. Ömer adaletini dillerinden düşürmezdi, bu dönem daha çok ayeti kerime paylaşırdı ve elif (ا) gibi dik durmaktan söz ederdi. Şimdi bu yönlü paylaşım yapan yok. Ya dik durmaya gerek yok, ya onları dik durduracak bir argümanları yok ya da hala dik durduklarına inanıyorlar. Veya böyle büyük bir iddanın hakkını veremeyeceklerini görmeye başladılar. Ama bu kesim daha sonra hadis-i şerif paylaşmaya başaldı, daha sonra bir bölümü risale-i nurdan kesitler ve bir kesim de özlü sözler paylaşmaya devam ederek kendi dindarlık serüvenlerini sosyal medyada görünür olmaktan çıkardı. Bunlar ya devrimin olduğunu, bittiğini düşündü. Böyle düşünüyorlar ise bu korkunç bir trajedidir. Veya kendi pratiklerini, çöküşü gördükten sonra bu kimliklerini gizleme ihtiyacı duymaya başladılar. Öyle bir son ki, artık ‘hayırlı cumalar’ demekten bile acizler ve imtina etmek zorunda kaldılar.

COVİD-19 resimleri de çok ilginçti. Aşı olanların kolunu omuzuna kadar sıyırıp aşı olma resmini paylaşmaları. İyi bir anıydı, bu fotoğrafları paylaşanların önemli bir bölümünün belki başka bir anı fotoğrafı da yoktur. Daha ilginci bu fotoğrafları paylaşanların önemli bir bölümü son yıllarda artan ölüm vakalarını oldukları ve resmini paylaştıkları bu aşıya bağlamış olmalarıdır.

Kemal Kılıçdaroğlu’nı ve CHP’yi sabah akşam paylaşıp hakaret eden, şeytanlaştıran büyük bir kitle vardı. O kitle bu ara sessiz ve içten içe Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunu pozisyona düşmüş. Mesela bu kesim Melih Gökçek’i savunacak bir pozisyon almıştı. O dönem Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunan kitlenin büyük bir bölümü de Kemal Kılıçdaroğlu’nu şeytanlaştırmış durumda. Bu her iki kitlenin kendi kişisel tarihine nasıl bir not düştüklerini bilmek isterim. Ama bu bir Türkiye insanı dramıdır. Bu mevzu ile ilgili verilecek binlerce örnek var.

SOSYAL MEDYA, STATÜ VE KARİYER BASAMAĞINA DÖNÜŞEBİLİYOR!

9-Sizce Sosyal Medya Bir Tehdit Midir?

Sosyal medya kimi zaman tehdit aracıdır, kimi zaman tehditleri bertaraf eden bir mecradır. Devlet destekli, iktidar ile ilişkilenmiş organizeli bir gizli yapıya dönüştüğünde ciddi bir tehdittir. ‘Trol Hesaplar’ gibi. Bu hesaplar üzerinden istenen kamuoyu oluşturulabiliyor mesela. İtibarsızlaştırma, linç etme ve hatta tutuklatıp cezaevine attırma gibi. Bunun sayısız örnekleri vardır ve bu hesaplar bir biri ile bağlantılı olduğu için, daha doğrusu aynı merkezden yönetildiği için görünürlük oranları da bir birine yakındır ve yüksektir. Bunların herhangi bir takibata uğraması da söz konusu değildir. Bu hesaplar daha açılırken özgürdür zaten. Devlet ve iktidar destekli ve beslemeli trol hesaplar için tabi. Muhalif trol hesaplar bu hareket imkanına sahip değildir. Anında tespit ediliyor, canına okunuyor.

Trol Hesapların farklı tür ve boyda olanları vardır. Ya da ülke genelinde örgütlü olan bir yapıya bağlı olanlar. Bu hesaplar da ‘fay hattı’ gibi birden harekete geçebiliyor mesela. Mesela; bir ara Suriyeliler ile ilgili ama ülkedeki bir parti bağlantılı bir paylaşımım olmuştu. Kıyamet kopmuştu. Türkiyenin her yerinden teşkilatlar, üyeler, sempatizanlar, hatta onlarla irtibatlı komşum, akrabalar harekete geçmişti. Cumhurbaşkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Bingöl Valiliği, Bingöl Milli Eğitim Müdürlüğü, Okul Müdürlüğü vb. hatta hangi makam varsa göreve çağrılmıştı. Hatta, mahkemelere çağrı yapılmıştı, savcılar ile görüşülmüştü. Daha da garibi Bingöl Sürmanşet Gazetesi aynı tiwitimi alıp gazetesinde geniş bir haber yapmış ve beni linç etme organizasyonuna dahil olmuştu. İlgili parti il başkanı ‘bu adamı görevden alın, bu adam öğretmenlik yapmasın’ içerikli demecini gazetelerde yayınlatmıştı. Dünya küçük, o il başkanı şimdi il başkanı değil. Taziyelerde, kimi sosyal ortamlarda karşılaşıyoruz. Ben onun yaptıklarını hatırlıyorum, eminim ki o da yaptıklarını unutmamıştır. Sürülerce örnek verilebilir. Ama gerçeklerden biri şudur: Devlet ve iktidar cephesine dahil olmuş, onlar ile temasta olan sosyal medya çok daha pervasızdır. Niye? Hiçbir biçimde hesap vermeyeceğini biliyorlar.

Sosyal medya bazen de tehditleri azaltıcı bir misyon üstlenebilir. Toplumun zararına olabilecek bir konuda gündem oluşturarak yapılmak istenen işin olmasını engelleyebilir, zorlaştırabilir, geciktirebilir. Ama bu konuda çok naif olmaya gerek yok. Aslında o da devleti yöneten gücün ve siyasi iktidarın konuyla ilgili hesabı ile sınırlıdır. İktidar kendi seçmen çevresini ilgilendiren bir konuda önce sessiz kalıyor, işin kendi hesabı aleyhine döndüğünü fark ettiğinde ise ya uygulamayı diretmekten vaz geçiyor veya uygulamayı engelliyor. Göynük Çayı üzerinde yapımı düşünülen ve bir birine eklenmiş HES Projesi gibi mesela. Tepki artınca ‘tamam, durduruyoruz’ dendi. Bildiğim kadarı ile bu projeden tümü ile vaz geçilmiş kararı hala resmileşmiş değil.

Ama aynı tutum Bingöl genelinde yürütülen orman kesimi için söz konusu değil. Ve hiçbir biçimde karşı tavır yok. Bunun bir nedeni de toplumun bu alana çok ilgisiz, duyarsız oluşudur. Ama şunu da belirtmek gerekiyor ki, toplum iktidarın ve bürokrasinin taraf olduğu konularda, haksız olduğuna inansa bile, karşı pozisyon almada korkak davranır ve seyirci olmayı tercih ediyor. Gerçi Bingöllüler bir olaya dahil olmayı değil, seyirci olmayı seçiyor. Bu tavır bütün konular için geçerlidir. Mesela: ‘Bireysel Silahlanmaya, Uyuşturucuya Hayır’ adlı bir basın açıklaması yapıyorsun. Basın açıklamasına 50-60 kişi katılıyor ama karşıda ve etrafta binlerce kişi, grup ile arasına caddeyi sokarak veya belli bir uzaklıkta durarak, izleyebiliyor. Oysa ‘Bireysel Silahlanmaya, Uyuşturucuya Hayır’ demek onun için de ölümcül bir taleptir. Ama talebin haklılığına, ihtiyaç durumuna bakmaz, devletin ne düşünüp-düşünmediğine bakar veya onun hesabı ile ilgilidir.

Suya sabuna dokunmayan, kendisi için tehlike barındırmayan bir mesajı hesaplarında yaymaktan çekinmez. Sorun ülkeden uzak bir yerde yaşanıyorsa can havli ile sorunun karşısında olduğu pozisyonunu alabiliyor. Niye? Çünkü risk yok, kendisi için tehdit değil. O sorunun sebebi kendi devleti değil. Hatta bunu yaparak hem devlet ve iktidarın gözüne girmeyi planlıyor, hem de kendince vicdani sorumluluğunu yerine getiriyor.

Ama aynı sorun kendi ülkesinde, ilinde, ailesinde ise sorunu görmüyor, oralı bile olmuyor.

İnsanları hedef gösterme, teşhir etme, kurda kuşa yem etme aracı olarak da kullanılabiliyor. Bir sorunu dile getiriyorsun. Hemen seni şucu-bucu ilan edebiliyorlar. ‘Ey devlet görevini yap, bu adam nasıl oluyor da bu kadar rahat konuşabiliyor?’ deyip ilgili yerleri etiketleyebiliyorlar. Mesela; bir grup vardı. Nerede ise her muhalif paylaşımıma bu notu düşüyordu. Bunların bir bölümü zamanında dersine girdiğim eski öğrencilerimdi, bir bölümüne ücretsiz ÖSS dersi vermiştim. Ama şu oldu: Ben okuldan alınıp Sancak’a gönderildikten sonra bu grup sustu, artık yazmıyor. Galiba murat ettikleri gerçekleşti. Demek ki her şey olumsuz sonuç doğurmuyor, senin mağduriyetin bazılarına iyi gelebiliyor. Bu grubun mutluluk sebebi olmama bazen seviniyorum.

Gerçi benim ile ilgili yaygara koparan ve siyasi hesabı olan 2 karşıt siyasi damardan gelen 2 kesim vardı. Bir kesim ‘nasıl oluyor da bu adam bu kadar rahat konuşabiliyor’ diyordu. Bu kesim muhalif kesim olarak biliniyordu. Diğer kesim de ‘bu adam bu kadar rahat konuşuyor, niye müsaade ediyorsunuz’ diyordu ve devleti göreve çağırıyordu. Bu kesim de iktidar ve devlet yanlısıydı. Resim tuhaftı tabi, aynı damardan beslenen ve benim ile ilgili aynı istekleri olan bir birine karşıt noktalarda yer edinmiş kişilerden oluşan resim. Tuhaf bir ilişki, sosyal medyada yer alan ‘ilişki durumu karışık’ mottosu gibi.

Bir de muhalif olanları eleştirmek, tehdit etmek yoluyla gücü elinde bulunduranların gözüne girme yolunu kullananlar var. Mesela; bir eksikliği dile getiriyorsun. Bu da doğal olarak bir siyasiye, yöneticiye dokunuyor. Sosyal medya kullanıcısı başlıyor sana laf saydırmaya, eleştirdiğin kurumun yöneticisini veya siyasi şahsiyeti övmeye. Bir süre sonra bir görüyorsun ki, seni eleştiren kişi ya daha iyi bir pozisyona geçmiş, ya kurum değişmiş, ya kendi veya başka bir kurumda yönetici olmuş. Bu yükseliş sadece bu hizmeti ile açıklanamaz, belki yeteneklidir, belki farklı becerileri vardır ama sosyal medya yüzü onun bu yönünü düşündürüyor insana. Bu insanlar için seviniyorum, amacına ulaşabildikleri için. Zaten amaçlarına ulaştıktan sonra bana dönük bir ilgileri kalmıyor.

Hiç kimseye cevap vermiyordum, vermiyorum da. Gerek yok. Kimseyi ikna etmeye enerjim, görevim yok. Buna zamanım yok. Bir de insanlar benim sürekli sosyal medyada olduğumu düşünüyor olabilirler. Aslında öyle değil. Sabah paylaşımımı yaparım ve işime bakarım. Yaptığım çalışmaların ‘sadakası’nı bile ‘sosyal medya’da paylaşmam. İşim, gücüm var, bana zaman yetmiyor ki.

BİNGÖL'ÜN ÖTEKİLERİYLE FOTOĞRAF ÇEKEREK GÖRÜNÜR OLMAYA ÇALIŞANLAR DA VAR!

10-Tanınmış kişilerle verilen pozlar, bazen gerçekte olmayan ilişkileri varmış gibi gösterebilir mi?

Tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerle çekilen fotoğrafların paylaşılması, bu tür paylaşımı yapanı görünür kılıyor. İnsanlar üzerinde kısmi bir etki oluşturabiliyor. Aslında statü sahibine çok şey katmıyor, satatü sahibi vatandaşa zaman ayırıyor, ilgileniyor reklamı dışında. Statünün gücü eşliğinde kendisini görünür kılmaya çalışan kısmı görünürlülük kazandıryor. Başkalarını nazarında bu adam vali, siyasetçi, bürokrat, işadamı vb. statüsü olan kişi ile rahat görüşebiliyor, onun ile samimi, isterse iş yaptırabilir düşüncesine ve algısına yol açabiliyor. Bir de sosyal medya kullanıcısı kendi arşivine bir anı ekleme olanağına kavuşmuş oluyor.

Herkes tanınmış kişiler ile görünür olmayı düşünmüyor tabi. Bazen de bilinen kişiler memleketin ötekileri ile fotoğraf çekip görünür olabiliyor. Mesela eski Bingöl valisi Ali Mantı sürekli ‘Mehmet Başkan’ ile fotoğraf çekip paylaşıyordu. Sanki Bingöl’de hiçbir mesele yok, hiçbir mesele onun ilgi alanına girmiyor gibi. Bu tablo ve tabloda yer alan figürler eski Bingöl valisi Ali Mantı ile sınırlı değildi, bürokratlar, yöneticiler de yer yer bu görünürlülüğe ortak oluyordu.

Yine ‘Bingöl’ün Ötekileri’ (tanınmış ve daha ziyade zihinsel engelli kardeşlerimiz) ile fotoğraf çekerek sosyal medyada görünür olmaya çalışanlar da yok değil.

Yoksa gerçekten muhalif, ‘Öteki’ olarak kodlanmış kişiler ile bir bürokratın, siyasetçinin, işadamının aynı karede görünmesi söz konusu bile olamaz. Bu konuda herkes son derece dikkatlidir. Bir hakkı da teslim etmek lazım. Bu görünmeme sadece tanınmış siyasetçiler, bürokratlar, iş insanları ve kamuoyunda bilinen isimlerin koyduğu rezervden kaynaklanmıyor, Öteki/muhalif olarak kodlanmış şahısların bu görünürlülükte yer almak istememeleri de söz konusu olabiliyor. Veya zaten olmadı, olmayacak düşüncesi ve duygusu.

Eski Bingöl valisi Ali Mantı lacivert/mavi takım elbise giymeyi seviyordu. Bir süre sonra Bingöllü her bürokratın en az bir tane lacivert/mavi takım elbisesi oldu. Özdeş olma ihtiyacı doğdu, yok öyle ben istediğim renkte takım elbise giyerim fantezisi. O dönem sosyal medya hesaplarındaki görünürlülüklere bakılırsa bu fark edilebilir. Kötü olmadı yani, her Bingöllü yöneticinin gardropu biraz zenginleşti. O dönem şu çok aklımdan geçti:

Allah’ım bir gün bize ‘fıstık yeşili’, ‘turuncu’, ‘pembe’ vb. renkte kıyafeti giymeyi seven bir vali nasip et. Bu vesile ile Bingöllü bürokrat hemşehrilerimin gardropu biraz daha zenginleşsin. Duam daha kabul görmemişe benziyor, belki kabul görmeyecek de. Biliyoruz ki, her dua kabul olacak diye bir şey yok!

SOSYAL MEDYA BAĞIMLILIĞI FAZLA VE KÖTÜ SEYREDİYOR!

11-Bingöl'de sosyal medya kullanım alışkanlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bunu kategorize etmek gerekiyor. Kaldı ki sosyal medya mecraları farklı, kullanıcılarının ait oldukları sosyal kesimler de farklıdır.

Bir kesim hiç kullanmadı. Bir kesim bir dönem kullandı ama “Başıma bir şey gelmesin” endişesiyle kullanmamaya başladı. Bunların bir kısmı hesap sahibi olsa da hesapları işlevsel değildir; sadece takipçi konumundadırlar.

Bir kısım sosyal medya kullanıcısı içerik üretmiyor. Bazıları para için içerik üretiyor. Sosyal yaşama aktif olarak müdahale etmek isteyenlerin kullandığı hesaplar da var. Ama sosyal medya bağımlılığı fazla ve kötü seyrediyor. Öyle ki insanlar zamanlarının büyük bir bölümünü sosyal medyada geçiriyor. Aynı masada oturan dört kişinin, oturma süreleri boyunca sosyal medyaya gösterdikleri ilgi, birbirleriyle konuşma sürelerinden daha uzun olabiliyor.

Kadınların bağımlılıkları ve çocuklarını sosyal medyaya bağımlı hâle getirmeleri ayrı bir durum. Çocukları yaramazlık yapmasın, konuşmasın, zıplamasın diye telefonunu çocuğun eline veren anne ve babalar az değil. Geçenlerde bir vaka duydum. Aslında çocuk otistik ama anne çocuğuna sürekli telefon verdiği için bu belirtilerden haberdar olunmuyor. Belirtiler, telefonun yarattığı görünmezlik sınırını aşınca durum fark ediliyor.

Sosyal medya çok da öğretici değil aslında. Böyle bir özelliği olsa da insanlar daha çok bu yönüyle ilgilenmiyor. Hem çok cezbedici hem de çok can sıkıcı bir ortam aslında. İnsanlar sosyal medyadan çıkmıyor ama bir içeriği izleme süreleri çok sınırlı kalıyor. Bir kitap indirip okuma, bir makale okuma vb. davranışlar ise oldukça nadirdir.

Bir de erkeğin yaptığı paylaşımın gördüğü ilgi ile bir kadının yaptığı paylaşımın gördüğü ilgi çok farklıdır. Kadın öksürdüğünü paylaşsa binlerce erkekten beğeni alabiliyor; erkek aynı paylaşımı yapsa saçma bulunabiliyor. Kadınlar daha çekingen olabiliyor ve mahremiyete daha fazla dikkat edebiliyor. Elbette bu söylenenler her kadın veya her erkek için geçerli değildir.

BİNGÖL’DE YANLIŞ BİLGİ YAYILIYOR!

Bingöl özeli için söylüyorum. Sosyal medya kullanıcıları, yaptıkları paylaşımlarla yanlış bilginin yayılmasına da neden oluyor. Bu yanlış bilgi, yanlış hâliyle yayılmaya başlıyor. İnsanlar da yanlış bilgiyi doğruymuş gibi öğreniyor.

Mesela yer isimleri için bir iki örnek vereyim. Bingöl Kayak Merkezi’nin adı Hesarek’tir. Ama birçok sosyal medya hesabında “Heserek”, “Haserek”, “Hasarek” vb. şekillerde yer alabiliyor. Bu yanlıştır ve bu tür yanlış paylaşımlardan vazgeçmek gerekiyor.

Yine Yayladere ilçesinde Pargîsor Şelalesi var. Pargîsor (Kalkanlı) hem köy adı hem de şelale adıdır. Ama sosyal medya hesaplarında “Pergesur”, “Pergesor”, “Pargesur”, “Pargasur” şeklinde yazılıyor. Yakında “Pegasus”a dönüştürülürse şaşırmamalıyız.

Bingöl Valiliği, yer isimlerinin doğru yazıldığı tanıtıcı levhaları ilgili yerlere monte ederse bu yanlışlar büyük oranda yapılmaz.

Bir başka husus daha var mesela. Sosyal medya paylaşımcılarının önemli bir bölümü “mezra” ile “köy” arasındaki farkı bilmiyor. Kırsal evlerin bulunduğu her yeri köy olarak yazıyor. Veya kendi yerleşim yeri mezra olduğu hâlde paylaşımında “benim köyüm” diyor ve isim veriyor.

Örnek olarak, şimdi aklıma geldi; “Cemalan Köyü” diyorlar. Oysa Bingöl coğrafyasında Cemalan adında bir köy yoktur, Cemalan bir mezradır.

İçerik üreticileri, görünür olmak için gösterdikleri gayreti, içerikteki bilginin doğru olması için de gösterse iyi olur. Sonuçta yanlış bilgi, yanlış hâliyle orada kalmaya ve yayılmaya devam ediyor