Bugün şehrin kalabalığından, dedikodusundan, siyasetinden, yığınla sorunundan uzaklara, bir sanat gezisine çıkacağız birlikte.

Akşam saat 17.30 sıralarıydı. Hava çoktan kararmış, sokak lambaları caddeleri aydınlatmaya başlamıştı.

Atölyeye vardığımda kapı aralıktı. İki el tıklatıp içeriye doğru adımımı attığımda karşılaştığım manzara büyüleyiciydi. Atölyenin ortasına kurulmuş sobanın üstünde kaynayan bir çaydanlık, çaydanlığın etrafını sarmış patates ve kestane taneleri.

Selam verip sobaya yakın bir oturağa oturup duvarları seyre daldım.

Her bir duvarda asılı duran objelerde; sevgiyle yoğrulan emeğin, severek yapılan işin sanat eserlerine yansıtılan büyüsünü görünce çok etkilendim.

Giriş kapısının sol duvarının ortasında, kim bilir hangi ağacı terk etmiş odun parçası, bir sanatçının elinde en yaşlı haliyle bir sanat eseri olarak duvarı süslemeye başlamıştı.

Ahşap oyma, ama öyle bir oyma ki, sanki ağaç kendi içinden bir dedeyi doğurmuş. Sakalı aşağıya doğru akıyor, tahtanın damarları sakal tellerine dönüşmüş; gözlerinde yılların birikmişliği, dudaklarında ise ne hüzün ne de gülümseme var; sadece çok uzun bir zamana tanıklık etmiş bir hali vardı.

Yanında yine tahtaya oyulmuş iki leylek, leyleklerin altında ahşap yakma sanatı ile çizilmiş güneşin batışı resmi.

Duvarın en geniş alanını kaplamış bir filin kafasının hemen yanında Bingöl dağlarının kayalıklarından fırlamış bir kartal kanat çırpıyordu.

Kartalın hemen altında yine bir ağaç parçasından sanata dönüştürülmüş maymunların atası bulunuyordu. Dikkatle inceledim, yüzünün her bir hattı ince ince işlenmiş, gerçek bir maymunun kafası gibi atölyenin duvarında kendine yer bulmuştu.

Yanında eski bir gaz lambası, el yapımı heybe, detaylı bir şekilde süslenmiş bal kabağı duvarı tamamlayan diğer objeler olarak dikkat çekiyordu.

Atölyenin diğer bir cephesindeki duvarda ağaçtan yapılmış, yeşil renkli pencereler atölyeye nostaljik bir hava katıyordu.

Pencerenin hemen dibinde, bir masanın üzerinde duran insan objesi dikkat çekiciydi.

Dizlerinin üstüne çökmüş, boynu zincirle bağlanmış, beyni olmayan bir insan objesi. Günümüzde gerçek hayatta bundan çokça var. Beynini kullanamayan, sorgulamayan, duyguları zincire vurulmuş, menfaati için boynunu eğmekten kambur olmuş yığınca insan…

Atölyenin diğer köşelerinde de büyük bir emek ve özveriyle hazırlanmış bir birinden güzel, etkileyici sanat eserleri.

Hepsi bir araya gelince ortaya çıkan şey; sabırla yoğrulmuş bir emek ve bu emeğin sonucunda ortaya çıkmış büyük ustalık.

İşte bu ustanın adı, yıllardır birçok eser üreten Yılmaz Kaya.

Bu sanatın yok olmasını istemiyor. Şimdi Bingöl Gençlik Merkezinde açılan ahşap atölyesinde bildiklerini, sanata ilgisi olan öğrencilere aktarıyor.

Yılmaz Kaya, ahşap oymacılığı için özel bir eğitim almamış. Babasının marangoz olması nedeniyle ahşapla iç içe olan hayatını, işin sanat kısmına yoğunlaştırmış, araştırmalar yapmış, yapa boza bugünlere gelmiş. Şimdi, öğrenciler yetiştirerek bu sanatın devam etmesini sağlıyor.

Bingöl için çok önemli bir projesi de var ancak bugüne kadar hayata geçirememiş.

‘Hayalimde, Bingöl Kültür ve Sanat Evini kurmak var’ diyor ama yeterince desteği görememekten yakınıyor.

Bingöl’de büyük bir ihtiyaç olan kültür ve sanat evi kurulması, şehirdeki büyük bir açığı da kapatacaktır. Gençler, kahvehane köşelerinde, okey salonlarında zaman öldüreceğine, kültür ve sanat evinde daha verimli, yeni bir şeyler öğrenmenin heyecanını yakalayabilir.

İlin yetkililerinin, bu projeyi kulak ardı etmemesini, gerekli desteği sağlamalarını umuyorum.

Bu iş, beton dökmekten, yol yapmaktan çok daha kalıcı bir iz bırakır şehirde.

Atölyeden ayrılmak üzere kalkarken, gözlerim tekrar duvarlarda asılı kalan objelerde kalıyor ve aralarında kayboluyorum.

Sanat burada galeri duvarında değil; atölyenin en sıradan köşesinde, gözün takıldığı her yerde duruyor. Ve bence sanatın en güzeli de budur: insanı sessizce kendine çeken, “ben buraya aidim” dedirten, ahşabın kokusunu içine çekerken biraz daha insan hissettiren o küçük, sade, samimi köşe…

Ömer Şanli Yılmaz Kaya Köşe Yazısı (1)

Ömer Şanli Yılmaz Kaya Köşe Yazısı (4)

Ömer Şanli Yılmaz Kaya Köşe Yazısı (3)

Ömer ŞANLI