Yıl 1962... Kiğı eşrafından av meraklısı bir gencin öyküsünü duymuştum yıllar önce...

Ailenin yakışıklı, yiğit genci Peri vadisinde dağ keçisi avına çıkıyor. Tam o anda karşında bir dağ keçisi beliriyor... Silahını doğrultuyor ama dağ keçisi kaçmıyor. Ve de iki ayakları üstüne kalkıyor. Bu bir teslimiyet ifadesi. Genç avcı bunun arkasında 2 yavrusunu korumak üzere teslim olduğunu düşünemiyor ve silahını ateşliyor. Birde ne görsün; arkasında 2 minik yavru... Dizlerinin üzerine düşmüş o an, genç adam... Hem vurduğu keçiyi ve hem de yavrularını almış, evinin yolunu tutmuş. Minikleri sütlerle beslemeye çalışsa da yaşatamamış. Ve ölmüş yavrular...

Günlerce yas tutmuş. Vicdan azabı sabahlara kadar yatırmamış genç adamı. Ve 29 yaşında amansız bir hastalığa yakalanıp yatağa düşmüş. Ve hayata gözlerini yumduğunda henüz gençliğinin en güzel yıllarını vicdan azabıyla geçiren bir genç olarak hafızalarda kalmış yıllar yılı...

Evet canlar bunu anlattıklarında çok etkilenmiştim; dinlediğimde henüz küçük bir kız çocuğu olsam da... Bir sabah ormanda yürürken, kuşların sesini duymadığınızı düşünün. Sanki doğa bir anda susmuş... Ağaçlar yerinde, gökyüzü aynı gökyüzü ama bir şey eksik. Çünkü bir canlının daha yaşam hakkı, bir tüfek sesiyle elinden alınmış...

Avcılık yalnızca bir hayvanın öldürülmesi değil; bir annenin yavrusundan koparılmasıdır. Bir yuvanın sessizliğe gömülmesidir. Bir canlının, yaşamak için hiçbir şansı olmadan hayatta kalma mücadelesinin sona ermesidir...

Hayvanlar da korkar, acı çeker, yavrularını korur ve yaşamayı ister. Onların konuşamıyor olması, acılarını daha değersiz yapmaz. Bir geyik kaçarken yalnızca bir hedef değildir; o da nefes alan, hisseden ve yaşamak isteyen bir candır.

Doğa sadece bize ait değildir. Biz doğanın sahibi değil, bir parçasıyız. Ormanlar, göller, dağlar ve ovalar; yalnızca insanların değil, orada yaşayan bütün canlıların evidir. Bu yüzden artık doğaya silahların sesi değil, kuşların şarkısı hâkim olsun dileyelim... Bir hayvanın yaşamını sona erdirmek yerine, onun özgürce koşmasını izleyelim. Bir yavrunun annesiz kalması yerine, ailesiyle birlikte doğada büyümesine izin verelim. Çünkü gerçek güç, savunmasız bir canlıyı öldürmekte değil; onu yaşatmayı seçebilmekte saklıdır…

Avcılık yasaklansın, ormanIar sessizIeşmesin, yuvaIar boşkaImasın ve hiçbir canlı, sırf biz eğlenelim, keyif alalım diye hayattan koparılmasın. Bırakalım doğa nefes alsın. Doğa nefes aldıkça biz de alalım.. Bırakalım onlar da keyiflerince yaşasın...

Semiramis Karaarslan