Bir öğretmen olarak içim yanıyor. Bir okulun kapısından içeri giren her çocuk, bizim için bir “öğrenci”den önce bir candır, bir umuttur, bir gelecektir. Ama bugün, o kapıdan içeri korku girdi. Sessiz olması gereken koridorlarda çığlıklar yankılandı. Güvenli olması gereken sınıflar, dehşetin sahnesi oldu.
Biz öğretmenler, çocuklara kalem tutmayı öğretirken, bir gün silah sesleri arasında kalabileceklerini düşünerek yetiştirmedik onları. Biz onlara paylaşmayı, anlamayı, sabretmeyi anlattık. Peki ne oldu da bir çocuk, eline kitap yerine bir silah aldı? Ne oldu da öfke, merhametin önüne geçti?
Bu sadece bir öğrencinin suçu değildir. Bu, görmezden gelinen çığlıkların, bastırılan duyguların, ertelenen sorumlulukların bir sonucudur. Bizler nerede eksik kaldık? Hangi çocuğun sessizliğini duyamadık? Hangi yarayı fark edemedik?
Bugün bir öğretmen olarak haykırıyorum: Okullar sadece bilgi verilen yerler değildir, ruhların da iyileştirildiği yerler olmalıdır. Çocukları sadece sınavlara değil, hayata hazırlamak zorundayız. Onları dinlemek zorundayız. Gerçekten duymak zorundayız.
Bir daha hiçbir öğretmen böyle bir acıyla konuşmak zorunda kalmasın. Bir daha hiçbir öğrenci korkuyla büyümesin. Çünkü biz, kaybedecek tek bir çocuğumuz bile olmadığını biliyoruz.
Ve ben bir öğretmen olarak susmayıp, hep haykıracağım...Çocuklarımızın içseslerini duyalım...Aile-Çocuk-Öğretmen üçgeninin var olması ve her an iletişim ve diyaloglarla bir arada olması ve de TV’lerdeki eli silahlı mafya özendirici, eli silahlı kişilerin tek kurşunla karşısındaki bir can değil de bir makete silah sıkar gibi adam öldürdüğü filmlerin acilen yasaklanmasını istiyoruz... Duyun sesimizi, duyun lütfen!
Emekli Öğretmen
Semiramis Bektaş Karaarslan