Son on yılda altı şampiyonluk kazanmış bir kulübün hâlâ “kollanma” söylemleriyle başka bir kulübü hedef alması, spor tartışması olmaktan ziyade gerçeklikten kopmuş bir manipülasyon pratiğidir. Daha dikkat çekici olan ise bu gerçeklik-dışı söylemlerin, Galatasaray camiası içinde dahi karşılık bulabilmesidir. Bu durum, kulübün tarihsel mirası açısından yalnızca talihsiz değil; aynı zamanda alarm vericidir.

Galatasaray’ın kökeninde Mekteb-i Sultani’nin akılcı, sorgulayıcı ve evrenselci zihniyeti bulunur. Buna karşın bugün camianın bir kesiminin, basit rakip rekabetlerinin ürettiği sığ söylemleri sorgulamadan içselleştirmesi, kurumsal hafızanın zayıfladığını göstermektedir. Türkiye’de kalitesi sürekli tartışılan, şike ve bahis gölgelerinden arınamayan bir ligde elde edilen şampiyonlukların, kulübün tarihsel vizyonunu ikame etmesi mümkün değildir. Galatasaray, kendisini bu dar rekabet çerçevesine hapsederek kendi ufkunu bizzat daraltmaktadır.

Kulübün yönetim pratiği de bu bağlamda kritik önemdedir. Kısa vadeli çıkar ilişkilerine yaslanan, popülist açıklamalarla günü kurtarmaya odaklanan bir yönetim anlayışı, Galatasaray’ın kurumsal kimliğini aşındırır. Taraftarın bu aşınmayı sorgulamadan kabul etmesi ise en az yönetim tutumu kadar problematiktir. Eleştirel düşüncenin yerini koşulsuz sadakatin alması, Galatasaray’ı Galatasaray yapan zihinsel temeli erozyona uğratır.

Gelinen noktada mesele basit bir spor tartışması değildir; kulübün entelektüel ve kurumsal kimliğinin korunması ya da kaybedilmesi arasındaki bir yol ayrımıdır. Galatasaray, ya tarihsel vizyonuna uygun bir yönetim, düşünce ve hedef seti inşa edecek ya da günübirlik polemiklerin içinde eriyerek kendi özgünlüğünü yitirecektir.

Bu metin bir eleştiri değil, bir hatırlatmadır: Galatasaray’ın ruhu, rakip merkezli söylemlerde değil; kendi tarihsel iddiasında, akılcılığında ve evrensel perspektifindedir.

Mucahit Kaya