İstenilmediği duygusu çöktü üzerine; karanlık bir gölge gibi, yüreğinin en derin ve en sessiz yerine.
O, kaybetmenin hüznünde boğulmuş bir insandı.
Yaşamında değer görmediğini hissetmenin verdiği kasvetle, yüreğinde yanan ne varsa usul usul küle dönüştü.
Yaşama sevinci, avuçlarından süzülen su misali azaldı, eksildi ve sonunda tükendi.
Bundan böyle insanlara söyleyecek tek bir sözü bile kalmadı.
Kendinden başka kimseyle konuşmak istemiyordu; nedenini kendisi de bilmiyordu.
İnsan sesleri, uzak diyarlardan gelen boğuk fısıltılar gibiydi.
Selamlar bile anlamsızdı.
Konuşmalar, içi boş esen meltemler misali gelip geçiyordu.
Yakın bildikleri, yüzlerini unuttuğu yabancıların silüetine dönüşmüştü.
Gidenlerin başka insanlara açılan yollardan geçip gittiklerini biliyordu.
Onda kalan yine yalnızca o oldu.
Kendisini buldu; kimsenin uğramadığı bir yerde, kendi karanlığının ışığına sığınmış hâlde.
Şimdiden sonra kör, sağır, dilsizdi.
Görmek istemiyordu.
Duymak istemiyordu.
Söylemek istemiyordu.
Ölüler, öldüklerini bilmezmiş.
Belki o da kendi ölümünün farkında değildi.
Bir anda hayattan kopmuş, zamanın kıyısında unutulmuş, arafta asılı kalmış gibiydi.
Sevdiğine ve kendisini sevdiğine inandığı insanlar tarafından terk edilmek, içinde ağır bir taş gibi duruyordu.
İnsan, sevildiğine inandığı bir yerde nasıl böylesine yalnız bırakılır, anlamıyordu.
Bir kalbe sığınan güvenin nasıl olup da ansızın yerle yeksan edildiğini bilmiyordu.
Kimseye söyleyecek bir kelamı da kalmadı.
Ne selamlarını istiyor.
Ne sözlerini.
Ne dönüşlerini.
Artık aynı sofrayı paylaştıklarını özlemiyor.
Yüreğinde insanlara açılan kapılar, birbiri ardınca kapandı.
Anahtarı da büyük okyanusun karanlık ve derin sularında saklı.
Herkes onu tüketti.
O da herkesi tüketti.
Geriye yalnızca o kaldı.
Yanında ise yalnızlığı.
Kendiyle baş başa, kimsenin erişemediği bir yerde, hayatın kıyısında öylece bekliyordu.
Ne gidenlerin ardından yürüyor ne kalanlara dönüp bakıyordu.
Soluyor; yapraklarını içine çekmiş bir gül gibi.
Yıllardır ilk kez, kimseye bağlanmadan, kendi yüreğinin sonsuzluğunda kayboluyordu.
İstenmeyişinin ağır gölgesinde,
kaybetmenin kıyısında, insanlardan uzak, kendine yakın bir yerde.
İnsanlara çok uzakta, kendine çok yakın.
Sükûta yakın, yaşamdan uzak.
Geçmişe uzak, kendi yüreğine yakın.
Geride söylenmemiş bütün sözlerin, kapanmış bütün kapıların, unutulmuş bütün yakınlıkların yokluğunda yalnızca o kaldı.
O ve yokluk.