TAKDİM A KUŞAĞI’NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
A Kuşağı isimli yazım; çocukların bugün sergiledikleri bazı yanlış davranışların, hataların ve toplumun huzurunu etkileyen, zaman zaman okullara yönelmiş, münferit olduğuna inanmak istediğim kriminal sonuçlara kadar ulaşabilen davranışların sadece çocukların bireysel tutumları olarak değerlendirilmemesi gerektiğini hatırlatmak amacıyla kaleme alınmıştır.
Bir çocuğun yetişme sürecinde ailesinin, yakın veya uzak çevresindeki yetişkinlerin, kendisine rol model olan insanların davranışları, tutumları, değerleri ve hayata bakışları büyük öneme sahiptir.
Çocuk, çoğu zaman kendisine anlatılanlardan çok gördüklerini öğrenir; duyduklarından çok yaşadıklarını içinde yeşertir.
O nedenle çocukların geleceğini konuşurken, onların yetişmesinde etkili olan anne babaların, aile büyüklerinin ve çevresindeki tüm yetişkinlerin de kendilerine dönüp bakmaları gerekir.
Bilhassa çocukların sahip olduğu birçok davranışın temelinde, onların büyüdüğü ortamın, gördüğü örneklerin ve kendisine öğretilen değerlerin etkisi vardır.
23 Haziran 2022 tarihinde kaleme aldığım bu satırları, aynı düşünceler doğrultusunda parafraz edilmiş hâliyle yayımlıyorum.
Kanaatimce, özellikle çocukların ebeveynlerinin, yakın ya da uzak çevresinde onlara model olmuş yetişkinlerin, kendi ellerine birer çuvaldız alarak kendilerini sorgulamaları gerektiğini ifade etmek isterim.
Acıtsa bile düşünmek, rahatsız etse bile yüzleşmek gerekir.
Geleceğin büyükleri olan çocukların nasıl bir insan olacağı, büyüklerin onlara nasıl bir dünya ve nasıl bir yaklaşım gösterdiğiyle yakından ilgilidir.
A KUŞAĞI
Mevcut anda yaşananları gördükçe çocukluğuma gitmek, insanları yeniden keşfetmek, o günlerin insanlarını saf ve temiz yürekleriyle yeniden görmek en büyük hayalim oldu.
Çocuklar çiçektir.
Çocuklar geleceğimizdir.
Çocuklar yarının büyükleridir, derlerdi büyükler.
Çınar ağacı gibi kök salmış yürekleri, bugünün henüz fidan kalmış çınarlarına benzemezdi.
Nasırlı elleri, bükülmüş belleri; saf ve temiz duygularla, yüreği insan sevgisiyle dolu çocuklar yetiştirirdi.
Sevginin varlığına inanırlardı.
Sevgisiz değillerdi.
Saygının asaletine ve ciddiyetine inanırlardı.
İnsanın kendisine duyduğu saygının, başkalarına gösterdiği saygıdan geçtiğini bilirlerdi.
Ağarmış saçlarıyla su gibi aziz, unutulmaz bir deryaydılar.
Kendilerini o deryada bir damla sayacak kadar mütevazıydılar.
Dürüst ve çalışkandılar.
İmkânların yetersizliği belki onları geniş bir kelime hazinesinden mahrum bırakıyordu; fakat on kelimelik hafızayla bilgeliğin kitabını yazıyorlardı.
Bilgeydiler.
Hatiptiler.
Söz söylerlerdi.
Sözün gücüne inanarak.
Samimiyetin, arkadaşlığın, dostluğun, komşuluğun ve akrabalığın kibirden uzak en güzel temsilcileriydiler.
Teorisini bilmedikleri mükemmel bir empatinin pratisyenleri idiler.
Anlayış ve hoşgörü içinde, yılanı deliğinden çıkaracak tatlı dilleriyle kendilerini ifade ederlerdi.
Etikete ve kariyere sığınmadan.
Paranın sağladığı güce aldanmadan.
Atasının ya da ailesinin nüfuzunu kullanmadan.
Nasrettin Hoca'nın "Ye kürküm ye." sözünü hatırlatan kılık kıyafetleriyle değil...
Doğrudan.
Kişiliklerinden ve karakterlerinden aldıkları güçle, özgüvenle ifade ederlerdi kendilerini.
Onlar dönemin büyükleri, değerleriydi.
O çocukları, o çiçekleri onlar yetiştirdi.
"Siz ey yarının çocukları, siz yarının büyükleri, geleceğimiz..." dediler.
Okuyun.
Okumanın imkân ve ayrıcalıklarından beslenerek büyüyün.
Mevki ve makam sahibi olun.
Devletimize ve milletimize katkınız olsun.
Kendinize, ailenize ve toplumunuza faydanız olsun, dediler.
Dediler ki:
O zamanın çocukları anladılar mı?
Lafımız meclisten dışarı olsun.
Sürçülisan olursa affola diyerek bir fıkra ile tamamlayalım.
Bahçesinde meyve yetiştirmeye çok meraklı biri, bir gün bir ziraatçıya giderek:
"Bahçemde gayet güzel iki cins incir yetiştirdim." demiş.
"Ama bunların daha mükemmel olabileceğini tahmin ediyorum.
Size yarın bunlardan birer tane örnek göndereyim.
Siz de yapacağınız tahlillerden sonra bana düşüncelerinizi söylersiniz."
Ertesi gün, komşusu olan Nasrettin Hoca'ya iki incir vererek ziraat uzmanına göndermiş.
Nasrettin Hoca, yolda incirlerden birini yemiş.
Diğerini götürüp vermiş.
Ziraatçı, incirlerin iki tane olacağını bildiği için:
"Hoca, incirin diğeri ne oldu?" diye sormuş.
Hoca:
"Onu gelirken yedim." demiş.
Ziraatçı kızarak:
"Nasıl yedin?" diye bağırınca Hoca, ziraatçının elindeki inciri de ağzına atarak konuşmuş:
"İşte böyle yedim."