Bingöllünün iyiliği, çaresiz bir canın feryadına eğilen yüreğinde pinhandır.
Bu satırlar, Bingöl'de yaşanmış gerçek bir hadiseden ilham alınarak kaleme alındı.
Düşünüyorum...
Yağmurun toprağı rahmete doyurduğu bir gündeyim.
Gök gürültüsünün yüreklere ürperti saldığı bir gündeyim.
Şimşeklerin geceyi gündüze çevirdiği bir gündeyim.
Bingöl'deyim...
Ve görüyorum...
Merhametin...
Vicdanın...
Şefkatin...
İyiliğin nasıl sessizce büyüdüğünü görüyorum.
İki kardeş kedi...
Biri siyah...
Biri beyaz...
Daha geniş bir yaşam alanında yaşayacakları düşüncesiyle yuva edindikleri kapalı alandan uzaklaştırıldılar.
Siyah olan geri döndü.
Döndüğü andan gece yarısına kadar tek bir nefeslik suskunluk yaşanmadı.
Miyavladı...
Mırıldandı...
Yakındı...
Mırladığı her an gözleri konuştu.
Her bakışı aynı cümleyi söylüyordu:
“Kardeşimi bulun...”
Artık duyulan yalnız bir kedinin sesi değildi.
Bir vicdanın çağrısıydı.
Dört ayrı apartmanın balkonlarına ulaştı.
Pencerelerin ardındaki yürekleri titretti.
Kimi avuçlarına mama aldı.
Kimi su bıraktı.
Kimi balkonundan teselli etmek için uzun uzun konuştu.
Kimi gözlerini sokaklardan ayırmadı.
Kimi huzursuzluğunu kedinin hüznüne emanet etti.
Kimi telefonuna sarıldı.
112 Acil...
İtfaiye...
Hayvan barınağı...
Bir umut...
Bir iz...
Bir can...
Yağmur, bütün ağırlığıyla Bingöl semalarından dökülüyordu.
Şimşekler göğü yarıyordu.
Yıldırımlar, yakın uzak bütün dağları titretiyordu.
Ne sağanak yağmur...
Ne karanlık...
Ne korku...
Hiçbiri insanları geri çeviremedi.
Aradılar...
Yorulmadılar.
Vazgeçmediler.
Bir otomobil durdu.
İçinden inen bir yürek, kendi ağırlığının çok üzerinde demir mazgalları tek başına kaldırmaya çalıştı.
Her kaldırışta umut biraz daha büyüdü.
Melek gibi bir ablanın çantasında eksik olmayan kedi mamaları yine bir canın nasibi oldu.
“Orada kalsaydı...” derken gözlerinde beliren hüzün, merhametin en sessiz cümlesiydi.
Hâkim ağabey...
Sabahın erken saatlerinde de...
Gecenin en derin vaktinde de...
Bingöl'ün elliden fazla noktasında sokak kedilerini doyuran güzel yürek...
Uykusundan uyandırıldı.
Tek düşüncesi, siyah kedinin aç kalmamasıydı.
İyilik, bir avuç mamadır.
Merhamet de uykusundan vazgeçmektir.
Saatler sonra beyaz kedi bulundu.
Korku...
Yalnızlık...
Ayrılığın bıraktığı ürkeklik...
Bir anlık bakış...
Bir kaçış...
Tam umut yeniden kırılacakken bir çocuğun sesi yükseldi.
“Ağabey...
Duvarın altına yüksek bir şey koyalım.
Oradan çıkar.
Bizi gördüğü için kalıyor.”
Çocuk yüreğinin saflığı, nice yetişkin aklının ulaşamadığı yolu gösterdi.
Gece saat iki buçuk...
Beyaz kedinin yakınlarda bulunduğu öğrenildi.
İnsanlar evlerine döndü.
Dualar kaldı.
Umut kaldı.
Bekleyiş kaldı.
Günün ilk ışıklarıyla balkonlardan yükselen sesler, yağmurdan sonra açan güneş kadar güzeldi.
“Çok şükür...”
İki kardeş kavuşmuştu.
O gün sadece kediler değil, vicdan merhametle kavuştu.
Şefkat, umutla birlikte.
İnsan, kendi özündeki güzellikle yeniden buluştu.
Dedelerimizin...
Nenelerimizin...
“Peygamberimizin emaneti.” diyerek sevdiği o masum canlar...
Allah'ın sessiz kullarıdır.
Konuşamazlar.
İsteklerini anlatamazlar.
Acılarını tarif edemezler.
Ama merhamet sahibi yürekler onların dilini anlar.
Bugün Bingöl sokaklarında ellerinde mama kaplarıyla yürüyen kadınlar...
Su taşıyan çocuklar...
Sessizce kedilere mama bırakan erkekler...
Merhametin yaşayan fotoğrafıdır.
Yine de bir eksiklik kalmamalıdır.
Yavru kediler de annelerinin şefkatine muhtaçtır.
Bir bebeğin anne kokusuna duyduğu ihtiyaç ne kadar büyükse...
Bir yavru kedinin annesine duyduğu ihtiyaç da o kadar büyüktür.
İyi niyet, fark edilmeden hüzne dönüşebilir kimi zaman.
Sahiplenmek güzeldir.
Koruyup kollamak güzeldir.
Sevgiyle büyütmek güzeldir.
Fakat zamanı gelmeden yavruları annelerinden ayırmak, iyilik niyetiyle başlayan bir yanlışın görünür yüzü olabilir.
Çocuklara bunu anlatmak...
Büyüklerin en önemli sorumluluklarından biridir.
Merhamet yalnız sevmek değildir.
Merhamet, doğru zamanda doğru dokunuşu bilmektir.
Kaş yaparken göz çıkarmamaktır.
Sevap umuduyla vebale yürümemektir.
Can taşıyan her varlık, Yüce Allah'ın emanetidir.
Türü ne olursa olsun...
Dili bulunmayan...
Eli uzanmayan...
Acısını dillendiremeden yaşayan bütün masumlara uzanan her el, insanlığın en iyi tarafını temsil eder.
Düşünüyorum...
Bingöl'de yaşanan bu hadise, yalnız iki kardeş kedinin kavuşması değildir.
Bingöllünün vicdanıdır.
Merhametin yağmur gibi yeryüzüne döküldüğü gündür.
İnsan olmanın yalnız nefes almak değil, başka bir canın acısını kendi yüreğinde hissedebilmek olduğunu hatırlatan unutulmaz, tutulması gereken bir öğüttür.