Bugün Manisa Turgutlu'da bir okulun çevresinde yaşanan silahlı saldırının acısını yaşıyoruz. 11 öğrencimizin yaralandığını, iki evladımızın durumunun ağır olduğunu ve birisini maalesef kaybettiğimizi öğrendik. Öncelikle yaralı çocuklarımıza acil şifalar, ailelerine sabır diliyorum. Bütün eğitim camiamızın ve milletimizin baş sağ olsun.
Ben bir emekli öğretmenim. Omrümün önemli bir bölümünü çocuklarla geçirdim. Onların yalnızca ders başarısına değil; yüzlerine, davranışlarına, sessizliklerine, öfkelerine, korkularına da bakmayı öğrendim.
Bu nedenle bugün hepimizin sorması gereken çok zor bir soru var: Bir çocuk nasıl olur da eline silah alıp okulun önüne gelir ve başka çocukların hayatına kastedecek noktaya ulaşır? Bu sorunun cevabını yalnızca "suç çocuğun" diyerek veremeyiz. Ama "çocuk suçsuzdur, bütün suç ailede” de diyemeyiz. "Öğretmen görmedi." "Okul önlem almadı.” "Devlet denetlemedi." "Toplum bozdu.” diyerek tek bir sorumlu aramak da bu büyük meselenin gerçek yüzünü görmemizi engeller. Çünkü bir çocuğu yetiştirmek yalnızca bir kişinin, bir kurumun veya bir mesleğin görevi değildir.
Çocuk; ailede büyür, okulda şekillenir, sokakta sosyalleşir, toplumda kendine bir yer arar. Dolayısıyla bugün sormamız gereken soru sadece "Suç kimde?” değildir.
Asıl sorumuz şudur: Biz bu çocuğun içindeki öfkeyi, yalnızlığı, şiddet eğilimini veya çaresizliği zamanında fark edebildik Ailesi fark etti mi? Okulu fark etti mi? Öğretmeni fark etti mi? Arkadaşları fark etti mi? Çevresi fark etti mi? Ve daha önemlisi: Fark eden olduysa, ne yaptı? Bir öğretmenden psikiyatrist olmasını bekleyemeyiz. Bir aileden çocuğunun bütün psikolojik ve sosyal sorunlarını tek başna çözmesini bekleyemeyiz. Bir okul yöneticisinden toplumdaki bütün şiddet sorunlarını ortadan kaldırmasını da bekleyemeyiz. Ama hepimizden bir şeyi bekleyebiliriz: Tehlike işaretlerini görmezden gelmemeyi. Çocuğun davranışındaki ciddi değişiklikleri önemsemeyi. Şiddeti normalleştirmemeyi. Silaha erişimi sıradanlaştırmamayı.
"Çocuktur, geçer” diyerek bazı davranışların üzerini örtmemeyi. Ve gerektiğinde aileyi, öğretmeni, rehberlik servisini, sağlık sistemini, sosyal hizmetleri ve güvenlik birimlerini aynı masada buluşturmayı. Çünkü bugün 15 yaşndaki bir çocuğun elindeki silah konuşuluyor. Oysa biz biraz daha geriye bakmak zorundayız. O silah çocuğun eline nasıl geçti? Çocuk o silaha nasıl erişebildi? Şiddet düşüncesi nasıl oluştu? Kimse fark etmediyse neden fark etmedi? Fark eden olduysa neden müdahale edilemedi? Bunların her biri araştırılmalıdır.
Anne, baba veya başka bir aile bireyi hakkında gözaltı kararı verilmiş olması elbette soruşturmanın bir parçasıdır. Ancak hukuk açısından sorumluluk, soruşturma ve deliller ortaya konulmadan hiç kimse hakkında peşin hüküm verilmemelidir. Aynı şekilde öğretmenlerimizi veya okul yönetimini de olayın bütün ayrıntıları ortaya çıkmadan suçlamak doğru değildir. Fakat bu, sistemi sorgulamayacağımız anlamına da gelmez. Tam tersine, bütün sistemi sorgulamalıyız. Çünkü eğitim sadece matematik öğretmek değildir.
Eğitim, çocuğa öfkesini yönetmeyi, farklı olana tahammül etmeyi, sorununu konuşarak çözmeyi, inşan hayatının değerini ve yaptığı davranışın sorumluluğunu öğretmektir. Okul sadece ders yapılan bina değildir. Okul, çocuğun kendisini güvende hissetmesi gereken yerdir. Aile ise sadece çocuğun karnını doyurduğu, okul ise sadece diploma aldığı yer değildir. İkisi birlikte çocuğun hayatındaki en önemli koruyucu yapılardır. Fakat bugün geldiğimiz noktada bu yapıların birbirinden kopuk çalışmasına artık izin vermemeliyiz.
Bir öğretmenin "Bu çocukta bir sorun var” dediğinde yalnız bırakılmadığı; bir velinin "Çocuğum değişti” dediğinde ciddiye alındığı; bir rehber öğretmenin tespitlerinin sadece dosyada kalmadığı; psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarının gerçekten ulaşılabilir olduğu; silahların çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli tutulduğu; okulların güvenliğinin yalnızca kapıda polis bulunmasından ibaret olmadığı bir eğitim ve toplum düzenine ihtiyacımız var.
Ben bir emekli öğretmen olarak şuna inanıyorum: Bir çocuğu kaybettiğimizde, yalnızca o çocuğu suçlayarak sorumluluğumuzu yerine getirmiş olmayız. Çünkü çocuk dünyaya şiddet uygulamak için gelmez. Çocuk; ailesinden, çevresinden, arkadaşlarından, ekranlardan, sokaktan, okuldan ve toplumdan etkilenerek büyür.
Bu nedenle çocuğun yaptığı ağır bir eylemin hukuki sorumluluğu ayrı bir konudur; o çocuğu o eyleme götüren şartları araştırmak ise hepimizin toplumsal sorumluluğudur. Bugün yaralanan 11 çocuğumuz için dua ederken yarın başka çocuklarımızın aynı acıyı yaşamaması için de çalışmalıyız. Sadece saldırganı yakalamak yetmez. Silaha erişimin nasıl olduğunu bulmalıyız. Sadece aileyi sorgulamak yetmez.
Ailelerin hangi desteklerden mahrum kaldığını da araştırmalıyız. Sadece okulu denetlemek yetmez. Okulların çocukları koruyabilmesi için hangi imkânlara sahip olduğunu da sorgulamalıyız. Sadece öğretmene "Daha dikkatli ol” demek yetmez. Öğretmenin çocuğu tanıyabilmesi, rehberlik yapabilmesi ve ihtiyaç duyduğunda uzman desteğine ulaşabilmesi için gerekli sistemi kurmalıyız. Ve en önemlisi: Çocuklarımızı yalnız bırakmamalıyız. Ben eğitim ve toplum gönüllüsü bir emekli öğretmen olarak yetkililere, eğitimcilere, velilere ve bütün topluma çağrıda bulunuyorum: Bu olayı sadece bugünün bir adli vakası olarak görmeyelim. Bu olaydan bir ders çıkaralım.
Çocuklarımızın öfkesini, yalnızlığını, şiddetle kurduğu ilişkiyi ve silaha erişimini konuşalım. Aileyi, öğretmeni, okulu, rehberlik sistemini, sosyal hizmetleri ve devleti karşı karşya getirmek yerine aynı sorumluluk zincirinin parçaları olarak ele alalım. Çünkü mesele "Suç kimde?" sorusundan çok daha büyüktür. Mesele şudur: Bir daha hiçbir çocuğumuz eline silah almasın diye biz bugün ne yapacağız?
Ve ben bir öğretmen olarak şunu söylemek istiyorum: Bir çocuğu kurtarmanın yolu, onu suçlamaya başlamadan önce onu görmektir. Çocuklarımızı görelim. Dinleyelim. Fark edelim. Ve hiçbir çocuğun yardım çığlığının sessizlikte kaybolmasına izin vermeyelim. Yaralı evlatlarımıza acil şifalar diliyorum. Ailelerinin ve bütün eğitim camiamızın yanında olduğumuzu ifade ediyorum. Bu acının bir daha yaşanmaması için de yalnızca öfkemizi değil, aklımızı ve vicdanımızı da ortaya koymamız gerektiğine inanıyorum. Çocuklarımızı korumak hepimizin görevidir.
Semiramis Bektaş Karaarslan Eğitim ve Toplum Gönüllüsü Emekli Öğretme